YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 12 Issue: 3
Year: 2017

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print













 
Search





Megaron: 12 (3)
Volume: 12  Issue: 3 - 2017
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Geometric and Kinematic Analysis of Deployable Doubly Ruled Hyperboloids
Feray Maden, Koray Korkmaz
doi: 10.5505/megaron.2017.75010  Pages 343 - 354 (176 accesses)
Bu yazının amacı, mimari uygulamalarda kullanılabilecek biçim değiştirebilen çift yönlü çizel hiperboloid yüzeyler geliştirmektir. İlk olarak, çizel yüzey türetme metoduyla üretilen hiperboloidlerin geometrik prensipleri sistematik olarak analiz edilmekte ve farklı tiplerde türetilmesi için morfolojisi incelenmektedir. Daha sonra, biçim değiştirebilen hiperboloid yüzeylerin inşası için geliştirilen bir metot tanıtılmaktadır. Çalışma, hiperboloidlerin hareket davranışlarının çubuk elemanların kesişim noktalarında yer alan bağlantı tipleriyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Tek serbestlik dereceli hiperboloidlerin yalnızca döner ve küresel mafsal kullanarak inşa edilebildiği kinematik analizle kanıtlanmaktadır. Son olarak, önerilen mafsal tiplerine göre farklı sayıda kesişim sayısına sahip hiperboloidler türetilmekte ve bunların hareket kabiliyetleri tartışılmaktadır.
This paper aims to develop deployable doubly ruled hyperboloid surfaces that can be used in architectural applications. First, the study systematically analyzes the geometric principles of hyperboloids generated by the ruled surface generation method and examines the morphology to generate different types of hyperboloids. Then, a method is introduced to construct deployable doubly ruled hyperboloid surfaces. The study demonstrates that deployment behavior of the hyperboloid is directly related to joint types used at the intersection points of the bars. Based on kinematic analysis, the study establishes that deployable hyperboloids with a single degree of freedom can be constructed only by revolute and spherical joints. Finally, various hyperboloids having different number of intersections are constructed according to the proposed joint types and their deployment capabilities are discussed.

2.Internship Practices in Architectural Education: Student Perspectives
Selin Gündeş, Nur Atakul
doi: 10.5505/megaron.2017.86094  Pages 355 - 364 (149 accesses)
Öğrencilerin staj programlarından kazandıkları deneyim, yükseköğretimin en kritik tamamlayıcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Türkiye’deki mimarlık eğitim kurumlarından yüzü aşkın öğrenciyle yapılan anketler ve odak grup görüşmeleri ile elde edilen verilerin kullanılarak; mimarlık stajlarının öğrenciye katkıları açısından olumlu tarafları, karşılaşılan problemler ve mevcut uygulamadaki eksiklikler tespit edilmiştir. Sonuçlara göre; öğrenciler staj programları ile iş hayatında gerekli olan hem sosyal hem de teknik becerileri bir ölçüde geliştirilebildiğini düşünürken; işveren tarafından sağlanan öğrenme fırsatlarının zayıf olması, mimarlık eğitiminin hızla gelişen teknolojiye ayak uyduramaması ve stajyer çalıştırılmasının amacından sapmasını temel problem alanları olarak görmektedirler. Dolayısıyla; üniversite ve endüstri arasında daha yakın bir işbirliğine ihtiyaç duyulmakla birlikte, staj programlarının etkinliğinin arttırılması için daha fazla sayıda araştırma yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır.
The experience that students gain from internship programs is considered to be one of the most critical complements to higher education. Using data gathered through surveys with over 100 students from architectural education institutions in Turkey and focus group discussions with interns, key positive aspects, challenges, and shortcomings of architectural internships were identified. Results revealed that while students feel that both hard and soft skills needed in the workplace could—to some extent—be improved through internship programs, poor learning opportunities provided by employers, inability of architectural education to keep up with the rapidly evolving technology, and the misuse of interns remain as key problem areas. Therefore, the results imply a need for greater collaboration between university and industry and more empirical research into the effectiveness of different internship program structures.

RESEARH BRIEF
3.Research of Rural Architecture in Aegean Region: Villages of Bayındır
Eti Akyüz Levi, Burcu Taşcı
doi: 10.5505/megaron.2017.12499  Pages 365 - 384 (245 accesses)
Kırsal mimari ve bu mimari karakteri yansıtan yerleşimler koruma disiplininde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma kapsamında İzmir ili Bayındır ilçesi Zeytinova beldesine bağlı üç köy, Karahayıt, Gaziler, Kabaağaç’ın mimari dokusu incelenerek değerlendirilmekte, köylerin geleceğine yönelik öneriler sunulmaktadır. Köyler alan çalışmaları ve literatür araştırmaları ile belgelenerek, karşılaştırmalı yöntem ile değerlendirilmektedir. Ancak çalışmanın temelini köylere ilişkin yerinde tespitlerin yapıldığı alan çalışmaları oluşturmaktadır. Örneklenen köyler, merkezden bir ölçüde izole, ulaşım olanaklarının sınırlı olduğu yerleşimlerdir. Bu yüzden köy halkı kendi içine kapalı bir yaşam sürdürmektedir. Bununla birlikte, eğitim ve iş olanaklarının kısıtlılığı köyden göçe neden olmuş, bu durum da evlerin birçoğunun yaşamadığından hızla yıpranması sonucunu doğurmuştur. Yerleşim topografyaya uyumlu olarak şekillenmiş, evler vadiye ve manzaraya yönelmiştir. Köylerde başlıca geçim kaynağını zeytincilik ve hayvancılık oluşturmaktadır. Çoğunlukla iki katlı evlerin görüldüğü bu köylerde alt kat ahır, depo gibi geçim kaynağını oluşturan kaynaklara yönelik hizmet mekânı niteliğinde iken, üst kat yaşam katıdır. Evler yığma taş olup, dış sofalı ve iç sofalı plan şeması yansıtırlar. Köylerdeki önemli yapılar arasında cami, çamaşırhane ve fırın yapıları belirtilebilir. Köylerdeki evlere süreç içinde sınırlı da olsa, çeşitli müdahalelerin yapıldığı görülmektedir. Köylerin sürdürülebilirliği açısından evlerin fiziksel sürdürülebilirliğinin sosyal, ekonomik, yaşamsal sürdürülebilirlik ile bütünleşik olarak sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda evlerin güncel yaşam koşullarına uygun duruma getirilmesi, onarımlarda teknik katkı sağlanması, kaderine terk edilmiş evlerin kamulaştırılarak günübirlik turistik işlevler için değerlendirilmesi uygun olacaktır. Köylerin ve evlerinin yaşatılmasının kırsal kalkınma bağlamında değerlendirilmesi, üretim ve pazarlama olanaklarının geliştirilmesi, refah düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir. Kırsal kalkınmada eko-turizmin araç olarak kullanılması düşünülebilir.
Rural architecture and settlements occupy an important place in conservation discipline. In this study, the architectural pattern of Karahayıt, Gaziler, and Kabaağaç—the three villages affiliated to Zeytinova, Bayındır, İzmir—is examined and evaluated, and proposals regarding the future of the villages are made. The villages are documented through field surveys and literature reviews and are evaluated in a comparative study. This study is primarily based on the field surveys that determined in-situ conditions about villages. Villages are settlements that are isolated from the center and have limited transportation possibilities. Moreover, many people migrated to cities from the villages due to limitations of education and employment, resulting in the dilapidation of many of the houses as no one live in them. Settlement has taken form in agreement with the topography; the houses have inclined towards the valley and the scenery. Olive cultivation and cattle breeding are the main sources of living. The mosque and laundry buildings are among the important buildings. It is seen that various interventions were made in the houses during the usage. The physical sustainability of the houses must be ensured in integration with sustainable social, economic, and living conditions. The following measures seem appropriate: the houses should be adapted for current living conditions; a technical contribution should be made during the repair work; and the houses should be expropriated and utilized for touristic functions. The maintenance of villages should be evaluated in the context of rural development. Furthermore, production and marketing possibilities should be developed, and welfare activities should be increased. Finally, ecotourism as a means in rural development should be considered.

ARTICLE
4.Questioning the Role of Critical Thinking in Architectural Design Education
Bengi Yurtsever
doi: 10.5505/megaron.2017.67944  Pages 385 - 394 (164 accesses)
Mimarlığın eğitim alanı, sürekli sorgulanmakta, nasıl olması gerektiğine dair değerlendirmeler yapılmaktadır. Denemelerin ve değerlendirmelerin yapılması, tartışmaların güncel kalabilmesi; paylaşımın sağlanabilmesi açısından önemli görülmektedir. Çalışma, sorular ve onların aracılığıyla yenilenen kavramlarla çeperini genişletirken, birçok yeni soruyu da beraberinde getirmektedir. “Eleştirel düşünme” becerisi eksenindeki tartışma, sözü edilen çeperi, mimari tasarım eğitiminden, stüdyo kültürüne ve birinci yıl tasarım eğitimine kadar genişletmektedir. Yorumbilimden de yararlanılarak bir durum çalışması yapılmış; stüdyo yürütücüleri, öğrenciler ve mezunlar ile yapılan görüşmelerle çalışma desteklenmiştir. Çalışmanın sonunda, mimari tasarım stüdyosuna yönelik görüşler, eleştirel düşünme becerisinin kazanımına ilişkin görüşler ile bir araya getirilmiştir. Görüşlerde, eleştirel düşünme becerisinin kazanımında stüdyo ortamının yeni/farklı kurgulara gereksinimi olabileceği ve bu ortamın özellikle ilk yıl tasarım stüdyolarından itibaren oluşabilmesinin önem taşıdığı vurgulanmıştır. Çalışmanın, gündelik yaşam koşulları içerisinde, sorgulamanın, eleştirel düşünmenin, yaratıcı düşünmenin, farkındalık kazanmanın önemini vurgulayabilmesi hedeflenmiştir.
The education of architecture is constantly questioned and how it should be done is evaluated. These studies and evaluations are viewed as important for keeping the discussions up to date and sharing them. While the studies expand with the questions and the concepts renewed through them, they also raise many new questions. The discussion along the axis of “critical thinking” extends from the problem of the mentioned peripheral architectural education, the studio culture and the first year design education. A case study using hermeneutics and supported by interviews with instructors, students, and graduates has been conducted. At the end of the study, views on the studio approach were combined with those on acquiring critical thinking. The results emphasized that the studio environment needs new/different narrative to achieve critical thinking, and it is important that this environment exists for design studios particularly in the first year. The importance of questioning, critical thinking, creative thinking, and awareness of everyday life conditions was emphasized.

ARTICLE (THESIS)
5.Vernacular Domestic Architecture Through Samples at Ayvacık Kıran Section
Evren Kocabıçak, Nuran Kara Pilehvarian
doi: 10.5505/megaron.2017.38258  Pages 395 - 408 (199 accesses)
Geleneksel ve yerel konut üzerine yapılan araştırmalarda, genelleme yapmak üzerine kurulan gelenek son çeyrek yüzyılda yerini her örneğin kendi bağlamında ve öznelliğinde incelendiği araştırmalara bırakmaktadır. Bu çerçevede makalenin amacı örneklem aracılığıyla Ayvacık Kıran kolu köyleri geleneksel konut mimarisi analizini yapmak ve mevcut ev tipinin kökenlerini araştırmaktır. Bu amaçla, öncelikle bölgedeki mimari yapılaşmaya etki edebilecek etkenler analiz edilmiş, devamında 2014–2016 yılları arasında incelenmiş elli örnekten bölgedeki mimari kültürün temsilcisi olabilecek iki adet konut seçilmiş ve bu konutların mimari özellikleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu konut tipinin kökenleri saptanmaya çalışılmıştır.
In studies on traditional or vernacular houses, the tradition of generalization has been replaced by subjective studies where each example is analyzed in its own context during the last quarter of the century. Within this framework, the purpose of the present article is to analyze the vernacular architecture in Ayvacık Kıran Section villages through samples and to investigate the origins of the current house typology. For this purpose, first, the parameters that may affect the architectural pattern in the region were analyzed; then, two houses representative of the architectural culture in the region were selected among 50 samples studied between 2014 and 2016, and architectural characteristics of these houses were determined. In conclusion, origins of this house type were determined.

6.Integration of the Experience-Based Approaches with the Early Phase Architectural Design Studios
Ömür Kararmaz, Ayşen Ciravoğlu
doi: 10.5505/megaron.2017.05925  Pages 409 - 419 (207 accesses)
Mimari tasarım stüdyoları tasarlamanın deneyerek öğrenildiği yer olması nedeniyle mimarlık eğitiminin omurgasını oluşturmaktadır. Erken dönem tasarım stüdyoları tüm stüdyolardan farklı olarak, Türkiye örneğinde olduğu gibi, öğrencilerin tasarlama eylemiyle ilk defa karşılaştıkları derslerdir, bu sebeple bu stüdyolarda tasarıma dair kazanılan beceriler ve temel eğilimler öğrencilerin ileriki tasarlama eylemleri üzerinde etkili olmaktadır. Disiplinlerin sınırlarının bulanıklaştığı günümüz küresel tasarım ortamında, stüdyolardaki tasarım sürecinin geliştirilmesi için sıklıkla farklı disiplinlerin tasarım araçları ve tasarım yaklaşımları stüdyolarda düşünceyi geliştirme aracı olarak kullanılmaktadır. Mimarların “yer” ve “olay” tasarımcısı olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır. Bu bağlamda, erken dönem mimari tasarım stüdyolarında, mimari tasarım aşamasından önce, mevcut yapılı mekânı deneyimlemek yoluyla algıda farkındalık sağlayan stüdyo öğretim programlarının öğrencilerin mekânsal üretiminlerinin kalitesini artıracağı öngörülmektedir. Öğrenciler farklı deneyim stüdyolarına dahil olarak, tasarımlarını birebir ölçekte uygulayarak, göz el koordinasyonunu geliştirmekte, tasarımın deneyimlenme sürecine tanıklık etmekte, çevrelerine eleştirel bir gözle bakmayı öğrenmekte ve mimarlığın sosyal bileşenlerini eğitim sürecine dahil etmektedirler. Söz konusu kazanımlara ek olarak, yerleştirme benzeri alternative tasarım araçlarının eğitim programına eklemlenmiş uygulamaların, mekânın kimliği, yer olma durumu, farklı disiplinlerin mekânsal yaklaşımları, tasarım ögelerinin mekân içerisindeki karşılıkları gibi başlıklarda öğrencilerin kollektif bilgi üretimine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
As architectural design studios are the places where designing is learnt through experimenting designs, it forms the basic framework of the education of architecture. The early period of design studios, different from all other studios, are the courses in which the students experience and encounter designing for the first time; thus, the design-related skills and fundamental inclinations that are acquired in these studios influence the future designing actions of the students. In today’s global designing environment wherein the boundaries between disciplines and boundaries are increasingly blurring, the design tools and approaches of different disciplines are frequently being used to develop opinions in research in order to develop the design process in the studios. In this regard, in the early period architecture design studios, before the architectural design stage, the studio education programs ensuring awareness of perception through experiencing the presently structured space are stipulated to increase the quality of students’ spatial productions. Including the different experience studios, they experience the process of the design and they learn how to critically look at their environments, and they include the social components of architecture into their educations with regard to the participant architecture. In addition to the above stated acquisitions, the applications that are appended to the educational programs from similar other disciplines, such as installation, shall greatly contribute to students’ production of collective information under headings such as the identity of space, becoming a part of a place, spatial approaches of different disciplines, and provisions of design elements within a space.

ARTICLE
7.Contribution of Terrestrial Laser Scanners in Surveying: Sarnıçlı Han in the Historical Peninsula and the Cistern in its Yard
Gülhan Benli, Eylem Görmüş Ekizce
doi: 10.5505/megaron.2017.68542  Pages 420 - 428 (132 accesses)
Gelişen teknolojik ve bilimsel çalışmaların katkısıyla eski eser yapıları belgeleme sürecinde, 3 boyutlu lazer tarama teknolojileri hızlı ve doğru veri alma olanağı sağladığından, son yıllarda Türkiye’de de tercih edilir duruma gelmiştir. Mimarlık disiplinine dahil olan korunması gerekli tarihi yapı ya da kültürel ve doğal miras bölgelerinin çeşitli boyut ve farklı mimari özellikler göstermesi nedeniyle, üzerinde yapılacak belgeleme ve rölöve çalışmalarında, farklı ölçeklerde çeşitli detaylara ihtiyaç duyulmaktadır. Rölöve elde edilme süreçlerinde, ileri belgeleme teknik ve teknolojilerinin kullanımı, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasına imkan tanır. İstanbul’un gözbebeği olan Kapalıçarşı’nın bitişiğindeki Sarnıçlı Han ve hana ismini veren, avlunun altında yer alan Bizans dönemine ait sarnıcın belgelenmesinde, lazer tarama teknolojisinden yararlanılmıştır. Bu yazı kapsamında Sarnıçlı Han ile avlunun altında yer alan sarnıcın, konumu ve mimari özellikleri, yersel lazer tarama teknolojisinin rölöve sürecine olan katkısı, rölöve aşamaları, belgeleme esnasında karşılaşılan sorunlar ve sayısal ortamda gerçekleştirilen vektörel çizim süreci aktarılacaktır.
With the contribution of developing technological and scientific studies, as 3D laser scanning technologies has been providing the opportunity to obtain fast and precise data, they have also become preferable in the documentation of old structures in Turkey. As the historic structures to be protected or the cultural and natural heritage sites included in the architectural discipline vary in terms of size and architectural design, a variety of details with different scales is required for the documentation and survey studies to be conducted. During survey processes, using advanced documentation techniques and technologies facilitates the effective and efficient use of resources. Laser scanning technologies were used during the documentation of Sarnıçlı Han, located next to Grand Bazaar—the most valuable spot in Istanbul—and the cistern dating from the Byzantine Period in its yard, after which it was named. In the scope of this paper, the location and the architectural features of Sarnıçlı Han and its cistern, the contribution of terrestrial laser scanning technologies to the surveying process, the stages of survey, the problems encountered during documentation, and the process of vectorial drawing realized in a digital environment will be discussed.

ARTICLE (THESIS)
8.Urban Growth Management System for Sample Cities of Turkey and İstanbul
Ahmet Seydanlıoğlu, Sırma Turgut
doi: 10.5505/megaron.2017.94547  Pages 429 - 442 (145 accesses)
Kentler; uygun çevre koşullarının sunduğu avantajlar çerçevesinde doğarlar ve büyümelerini mevcut ulaşım ve altyapı sistemlerini, iş olanaklarını, güvenlik, eğitim ve sağlık hizmetlerini geliştirme yoluyla kendileri başlatırlar, ilgili mevzuat ve planlama hiyerarşisi ile büyümelerine yön verirler. Kentsel büyümenin kontrol edilememesi durumunda çeşitli sorunlar oluşmaya başlar ve bu sorunlar ilerleyerek birey ve toplum refahını olumsuz yönde etkileyen, çözümü zor bir hal alır. Birey ve toplum refahını doğrudan etkileyen kentsel büyümeye, sorunlar çözümsüz bir hal almadan yetki karmaşası ve bireysellikten uzak, eşitlikçi bir sistem ile yön verilmelidir.
Urban growth management ensures healthy development in urban areas that transform quickly. Urban growth management does not have any marketing goals; the goal is to establish the necessary relation among planning, space, and users. The most common objective of urban growth management is a sustainable urban future to ensure a balance. Planning and management problems are solved by urban growth management system. An urban growth management system includes an urban growth management department and spatial data infrastructure of the urban growth management and portal software.

ARTICLE
9.User Satisfaction in Urban Parks: Ankara Kugulu Park Case
Nilüfer Gürer, Aysu Uğurlar
doi: 10.5505/megaron.2017.76094  Pages 443 - 459 (186 accesses)
Kentsel açık yeşil alanlar ve bu kapsamda öne çıkan kent parkları; kişilerin bedensel ve ruhsal dinlenme ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra, gerek kentsel yaşam kalitesini arttıran en önemli bileşenlerden birisi olmaları, gerekse hızlı kentleşme etkisi ile artan yapılı çevreden kaçış alanları yaratmaları sebepleri ile önemli kentsel işlev bölgeleri arasında yer almaktadırlar. Kent parklarının sunduğu aktivite olanakları, alanın bulunduğu bölge ve erişilebilirliği, kullanıcı yoğunluğunu tanımlarken, aynı zamanda parkların kullanıcı memnuniyeti seviyelerini de belirlemede etkili olmaktadır. Makale kapsamında, Ankara’nın kent bütününde, kentli nüfusu tarafından en çok bilinen ve farklı sosyal gruplara hitap eden parklardan birisi olan Kuğulu Park ele alınmaktadır. Park; alan kısıtlılığı ve bundan kaynaklı sınırlı aktivite imkânı bulunmasına karşın, kullanıcı yoğunluğu bakımından yılın her döneminde yoğun kullanılan, kent ölçeğinde önemli bir örnek niteliğindedir. Çalışma eş zamanlı olarak kullanıcı memnuniyetini sorgularken, aynı zamanda kullanıcılar açısından kısıtlılıkları ve beklentileri de ortaya koymaktadır. Çalışma ile elde edilen sonuçlar ışığında, kullanıcı memnuniyetinin; alan büyüklüğü ve aktivite sayısından çok, alanın sahip olduğu yeşil dokunun niteliği ve yoğunluğu, alanda sunulan hizmetlerin kalitesi, alanın bakımlı ve temiz olması ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu durum, özellikle tüm kentlilerin kolay erişebildiği kent merkezlerinde büyük alanlar yaratma çabası yerine küçük ama kaliteli ve işlevsel açık yeşil alanların yaratılmasının da kentsel yaşam kalitesi açısından önemini destekler niteliktedir.
Urban open spaces and green areas, particularly urban parks, are the most critical areas for meeting people’s physical and psychological needs, as well as improving the users’ quality of life in urban areas by creating places for people to escape from the artificially built environment. The user density is defined by the activity opportunities that are served by urban parks and the location and accessibility of the parks. Moreover, these factors are also effective for defining the level of user satisfaction. Within the scope of the present study Kuğulu Park, which caters to different social groups and is well known to urban inhabitants, is studied. This park is an important example for the city, considering it is used densely yearlong despite limited activity opportunities owing to its limited area. While querying user satisfaction, the constraints and user expectations are introduced in this study. The findings indicate that user satisfaction is more related to the quality and density of green areas, the quality of the provided services, and the cleanness and maintenance level of the park in comparison to the size of the park and activities provided. Thus, the results support the importance of small, high-quality, functional green urban spaces at remote locations compared to easy-to-access, large-scale leisure areas downtown.

10.Evaluating Tarsus’s Spatial Structure in Roman Times as a Planning Basemap
Burak Belge, Ümit Aydınoğlu
doi: 10.5505/megaron.2017.83788  Pages 460 - 474 (187 accesses)
Türkiye’deki birçok tarihi kent, sürekli yerleşim görmeleri nedeniyle çok katmanlı kent niteliğindedir. Buna karşın, kentlerin sahip oldukları kentsel arkeolojik değerler mekansal olarak değerlendirilememekte ve planlama süreçlerine dahil edilememektedir. Bu yazıda, kentsel arkeolojik değerlerin mekansallaştırılarak planlama sürecine girdi sağlayabilmesine yönelik yöntem geliştirilmesi amacıyla Tarsus tarihi kent merkezinde tamamlanan bir araştırma projesi esas alınarak, planlama sürecinde dönemsel katman haritalarının hazırlanmasının önemi üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda, öncelikle kentsel arkeoloji kavramı ve Türkiye’de kentsel arkeoloji üzerine bir değerlendirme yapılmaktadır. Daha sonrasında ise, dönemsel katman haritalarının hazırlanmasına ilişkin veri toplama, derleme ve değerlendirme sürecine ilişkin yöntem sunulmaktadır. Yazının temel odağını ise, Tarsus kentinin tarihsel coğrafyası incelendiğinde ve tüm arkeolojik veriler değerlendirildiğinde, kentin tarihsel gelişimi sırasında en geniş yayılım alanlarına ulaştığı Roma Dönemindeki mekansal şeması üzerine bir değerlendirme oluşturmaktadır. Temel olarak, Tarsus gibi çok katmanlı kent yapısı bilinen yerlerin planlanması için dönemsel katman haritalarının hazırlanmasının sağlayabileceği olanaklar üzerinde durulmaktadır. Roma Dönemindeki Tarsus kentinin yayılımı ve plan şeması hakkında mekansal bir değerlendirme yapılabilmesi, günlük yaşamın devam ettiği kentsel alanların planlanmasında arkeolojik katmanların önemli bir girdi oluşturabilmesine olanak sağlayacaktır. Dönemsel katman haritaları üzerinden yapılacak değerlendirmeler kentsel arkeolojik potansiyelin mekânsal olarak değerlendirilebilmesi anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, Tarsus tarihi kent merkezi özelinde yürütülen çalışma, benzer nitelikteki diğer kentler içinde bir tartışma alanı yaratacaktır.
In Turkey, most of the historic cities are multilayered due to continuous settlements. In any case, urban archaeological potentials of cities could not be spatially evaluated and handle-handled into planning processes. Therefore, the present paper focuses on the critical role of diachronic maps in planning process by referring a completed research project in Tarsus historic city center, which aims to develop a method to handle-handled urban archaeological resources into the planning process. In this defined context, the concept of urban archaeology and urban archaeology in Turkey has been only briefly evaluated. Then, the methods of collecting, analyzing, and evaluating archaeological and historical data for preparing diachronic maps are presented. The main focus of the paper is the evaluation of Tarsus’s spatial structure in the Roman Period, when the city reached its largest settlement area, according to historical geography and archaeological findings. Mainly, the paper expresses possibilities presented through diachronic documents to plan multilayered cities similar to Tarsus. Spatial evaluation of Tarsus’s boundaries and main activities in Roman Period entails planning of contemporary Tarsus historic city center with respect to archaeological layers. In fact, diachronic maps evaluate urban archaeological potential within the spatial context of planning. Consequently, completed studies in Tarsus’s historic city center have the potential to influence a discussion on similar multilayered cities.

ARTICLE (THESIS)
11.Understanding Competence Acquisition in Design: An Analysis of the Conceptual Foundation of Design Ability
Ufuk Ulusan, Ahmet Zeki Turan
doi: 10.5505/megaron.2017.68725  Pages 475 - 487 (220 accesses)
Bu çalışmanın konusu, lisans eğitimi boyunca edinilen ve geliştirilen tasarım yetilerinin dayandığı kavramsal temeldir. Makale, yetkinleşmeyi, yapılandırdığı bu temel üzerinden okuma ve anlama gayretindedir. Bu olgunun yetiler üzerinden çözümlenmesi yolunda çalışmanın ortaya koyduğu özne merkezli tavır, onu, tasarımcı üzerine odaklanan bir çalışmaya dönüştürür. Makalenin özne odaklı bakış açısı, yani tasarımcının buradaki değerlendirilme tarzı, onun, eşik ya da kıstas gibi ölçme ve eşitleme araçları kullanılmadan ele alınmasına ve yetilerin tasnif edilmesine dayanır. Lisans eğitimi üzerinden yetkinleşme olgusuna odaklanma amacı taşıyan bu çalışma, fenomenolojiden yararlanmakta, epokhe ve redüksiyon adımlarını kullanarak ve yetkinleşmeyi doğrudan deneyimleyen bilince yönelerek yetkinleşmenin özüne ulaşmayı hedeflemektedir. Çalışmanın bu yöntemsel tavrı bütünlüğünde maksatlı ve küçük bir örneklem belirlenmiş, katılımcılar ile derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş, görüşmeler ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş, sonrasında yazıya aktarılmış ve ortaya çıkan veri, tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Gerçekleştirilen çözümlemeden kodlar, alt kümeler, kümeler ve temalar elde edilmiş, verinin ancak belli bir kapsayıcılığa erişmiş halini yansıtan temalar yorumlanarak tartışılmıştır. Ortaya konulan kümeler ve temalar, tasarım yetilerinin dayandığı kavramsal temele işaret etmektedir. İnşa edilen bu temelin, çalışmayı deneyimleyen bilinç için, yetkinleşmeyi daha doğru ve kapsamlı bir şekilde anlama yolunda bir bağlam oluşturduğu öngörülmüştür.
The subject of this study is the conceptual foundation of the design abilities acquired and developed during undergraduate education. The aim is to examine and understand the maturation and structure of competence acquisition based on this foundation. The subject-oriented attitude of this work to analyze competence acquisition through design abilities turns it into a study focusing on the designer. This perspective, and the way the designer is assessed, is based on categorizing his/her abilities without using measurements and equalization instruments, such as thresholds and criteria. Focusing on the phenomenon of competence acquisition gained during undergraduate education, this study aimed to benefit from phenomenological research and reach the essence of this phenomenon using techniques such as epoché and reduction, and by focusing on the direct experience of competence. Within this main methodological approach, a small, focused sample was selected. In-depth interviews were conducted with the participants, recorded, and transcribed. The data generated were analyzed using thematic analysis. Codes, subsets, clusters and themes were generated, but only those that reflected a data reduction status of a sufficient level of comprehensiveness were interpreted and discussed. The themes and clusters presented refer to the conceptual foundation of design abilities. It is envisaged that this foundation constitutes a context for a more accurate and comprehensive understanding of competence acquisition.

ARTICLE
12.Conceptualizing “Thirdplace”: Exploring Embedded Narrations in Between a Spatial Trilogy
Senem Kaymaz Koca, Jonathan Hale
doi: 10.5505/megaron.2017.93685  Pages 488 - 496 (156 accesses)
Bugüne kadar, mekanın nasıl üretileceği sorusu, Kartezyen mekana karşı geliştirilmiş olan ‘yer’ söylemleriyle cevaplanagelmiş ve bu söylemler, mekanı aidiyet, gelenek, anlam gibi kavramlarla ilişkilendirmiştir. Ancak bugün, ‘üçüncüye/ötekine’ dönüşmekte olduğu söylenen mekanın nasıl bir yer söylemiyle üretimini sürdürebileceği belirsizdir. Bu metin, bu belirsizliğe yanıt olabilecek üç mekansal hikaye üretmeyi dener ve sorunsalı bu hikayelerin üçüncüsü üzerinden çözümlemeye çalışır. Fenomenoloji literatürünün yorumlanmasıyla çoğaltılacak olan üçüncü hikaye, üçüncü/öteki yeri ‘beden’ ve ‘deneyim’ kavramları üzerinden kavramsallaştırırken, hikayelerin ardışıklığı Öklidyen olandan –Kartezyen olana, oradan da- üçüncü olana doğru evrilen tümcül bir tartışmayı içinde barındırır. Metodolojik olarak, bir triloji oluşturdukları düşünülen ‘boşluk’, ‘mekan’ ve ‘yer’ kavramlarının üzerine üretilen bu hikayeler, üçüncü yere dair yeni kavrayışları keşfetmeye çalışır; ancak mutlak ve zorunlu yanıtların/sonuçların peşine düşmez; aksine, mekan üretiminin alışılagelmiş güzergahların dışında hangi biçimlerde yapılabileceğine dair yeni düşünceleri çoğaltmanın ve potansiyeller ortamını genişletmenin peşindedir.
The question of how space will be produced, up until this day, has been answered through discourses of “place” developed against the Cartesian space. These discourses have been questioned within a wide framework that intends to consider space in relation to the concepts like belonging, tradition, and meaning. However, today, it is unclear what kind of a place discourse “thirdspace” will be able to continue its production. This research attempts to produce three spatial narrations to respond to this lack of clarity and endeavors to analyze the research questions through the third narration. The third narration, which is enhanced by interpreting the literature on phenomenology, conceptualizes the thirdplace through the concepts of “body” and “experience,” and in the meantime, the sequence of the narrations harbors a holistic discussion from a Euclidean to a Cartesian one and then from Cartesian to a third one. These narrations, produced through the concepts of “emptiness,” “space,” and “place” that could be evaluated as a trilogy, do not trace an absolute and mandatory answer; instead, they seek to multiply the thoughts regarding the ways in which space could be produced, apart from the habitual ways.

13.Sustainability of Traditional and Contemporary Housing and Household Lifestyles: Case of Osmaneli
Ebru Ergöz Karahan
doi: 10.5505/megaron.2017.27037  Pages 497 - 510 (291 accesses)
Yerel ve doğal malzemeler kullanılarak geleneksel yapım teknikleri ile inşa edilmiş yerel mimari uygulamaları yüzyıllardır çevreye duyarlı ve sürdürülebilir çözümler sunmuşlardır. Türkiye’nin farklı coğrafyalarında yer alan geleneksel konutlar bulunduğu çevre ve iklim şartlarına en uygun tasarım örnekleriyle kendine özgü bir mimari ortaya koymuştur. Geleneksel konut kullanıcıları da konutlarını kendi ihtiyaçları çerçevesinde düzenlerken içinde yaşadıkları konutların özelliklerine uyum sağlamış ve bu özelliklere bağlı olarak rutinler ve eylemler geliştirmiştir. Bu bağlamda, çalışmada, konut özelliklerinin ve konut kullanıcılarının yaşam alışkanlıklarının ve davranışlarının incelenmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Bilecik ili Osmaneli ilçesinde hala varlığını sürdüren geleneksel konutlar ile çevrede yer alan günümüz konutları yapısal özellikler, mekân organizasyonu ve kullanıcı davranışları, yaşam alışkanlıkları açısından karşılaştırılmıştır. Osmaneli’nde yer alan geleneksel konutlar, kentteki modern yapım teknikleri ve günümüz malzeme ile inşa edilmiş konutlarla karşılaştırıldığında daha sürdürülebilirdir. Geleneksel konutların yapısı, mekan organizasyonu kullacıların belirli şekillerde davranmaları konusunda yönlendirmektedir. Bu bakımdan da kullanıcılarını daha sürdürülebilir bir yaşama doğru da yönlendirmektedirler.
For centuries, vernacular architecture using traditional building techniques with natural and local materials has offered sustainable and environment-friendly solutions. Turkish traditional housing located in various parts of Turkey and built according to the climate and environmental conditions has engendered a unique architecture. The occupants of traditional houses, while organizing their houses according to their needs, have also harmonized with the characteristics of these houses and developed routines and activities. In this context, the traditional Turkish houses and their occupants’ habits and lifestyles were analyzed. Osmaneli (Bilecik County) was chosen as the research area on the basis of the existence of the traditional housing stock built during Ottoman period as well as contemporary housing stock. In the study, traditional and contemporary houses were compared according to construction methods, materials, spatial organization, and occupant behavior. It was found that the traditional Osmaneli houses are more sustainable than contemporary Osmaneli houses. The materials and plans of traditional houses lead their occupants to behave in a specific way, leading to more sustainable lifestyles than the contemporary housing occupants.



© 2017 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale