YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ MİMARLIK FAKÜLTESİ E-DERGİSİ

E-ISSN 1309-6915
Cilt : 13 Sayı: 4 Yıl : 2018

Son Sayı Yayımlanmış Makaleler Popüler Makaleler Baskıdaki Makaleler











 
Ara





Megaron: 13 (3)
Cilt: 13  Sayı: 3 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
MAKALE (TEZDEN)
1.
Katılımcı Mimari Tasarımda Yanıltıcı Simge Değer Olgusu ve Bir Sözde Katılımcılık Örneği Olarak Sulukule Kentsel Dönüşümü
Token Phenomenon in Participatory Architectural Design and Sulukule Urban Transformation as a Tokenism Example
Baharak Fareghi Bavilolyaei, Selim Ökem
doi: 10.5505/megaron.2018.26594  Sayfalar 347 - 362
Mimari tasarımda ‘katılım’, geniş bir kavramsal çerçeve içinde değerlendirilir ve genelde olumlanan, nadiren eleştirilen bir konu başlığını oluşturur. Bu metin kapsamında katılımın, karar alma süreçlerinde demokratik ve şeffaf bir politik açılım getirmek yerine, gücü elinde tutan tarafından meşrulaştırma aracı olarak nasıl kullanabileceği tartışılmaktadır. Kanter (1977, 1993), toplumbilim araştırmalarına konu olan katılımın bir meşrulaştırma aracı haline getirilişini ‘token’ kavramı ile açıklamaktadır. ‘Token’ kavramı metin içerisinde açıklandığı şekilde yanıltıcı simge değer ve bir yöntem olarak ‘Tokenism’ ise sözde katılımcılık olarak tanımlanmıştır. Sözde katılımcılık sadece toplumbilim alanı ile sınırlı kalmayıp, mimari projelerde de gözlemlenmektedir ve bu tür katılımı örneklemek için Sulukule kentsel dönüşüm süreci incelenmiştir. Arnstein, Lefebvre ve Kanter ’in katılım konusundaki kuramsal söylemleri incelenerek, muktedir, yanıltıcı simge değer (Token) ve kullanıcı katılımının hedeflediği mimari projelerdeki sözde katılımcılık (Tokenism) vakalarının genel özelliklerinin neler olduğu, metnin içeriğinde ortaya konmaya çalışılmıştır.
The “participation” approach within architectural design is assessed under a wide conceptual frame and known as a title generally confirmed and rately criticised. This paper discusses how the concept of participation may be used as a means of legitimization by the power holders instead of being favoured as a tool for democratic and transparent policy formation in the decision-making processes. The use of participation, which is a subject of research in sociology studies, but as a means of legitimization has been explained by Kanter (1977, 1993) through the concept of ‘token’. The concept ‘token’ is identified throughout this text as a misleading symbol value whereas the ‘tokenism’ as a method is referred to as alleged participation. The tokenisim (i.e. alleged participation) is a subject not limited only with sociology whereas it may be spotted in architectural projects; thus, this document examines the Sulukule urban transformation process to exemplify this kind of participation. The study analyzes the theoretical claims of Arnstein, Lefebvre and Kanter with regard to the participation and accordingly the wording attempts to identify the general characteristics of tokenism cases in architectural projects which target user participation however include the intentions of power holders as accompanied by token impacts.

2.
Türkiye’de Erken Cumhuriyet Dönemi YabancıMimarların İzleri, Franz Hillinger Örneği
Tracks of Foreign Architects of the Early RepublicPeriod in Turkey, Franz Hillinger Sample
Ayşe Durukan Kopuz
doi: 10.5505/megaron.2018.79664  Sayfalar 363 - 373
30’lu yıllarda, Türkiye’de Modern Mimarlık üzerine yapılan kavramsal tartışmalar, Almanca konuşan veya geçmişte Almanya’da bulunan avangart mimar ve kentsel plancıların ülkemize gelmeleriyle yeni bir boyut kazanmıştır. Bahsedilen mimar ve kent plancıları kendi ülkelerinde kazandıkları deneyimleri ülkemizde uygulamaya çalışmışlardır. Şimdiye kadar Erken Cumhuriyet Döneminde Türkiye’ye gelen yabancı mimarların gösterdikleri etkilerin tarihçesi araştırılırken, genellikle birinci kategoride (ön planda) yer alan mimar ve kentsel plancılar üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Oysa yeni mimarlık söyleminin/pratiğinin biçimlenmesinde oldukça etkin ve nüfuzlu bir rol oynayan bu avangard/öncül mimarların yanı sıra, daha az tanınan uzmanlardan/mimarlardan oluşan adeta geri planda kalmış sessiz bir deneyim geçirmiş olan bir grup daha vardır. Örneğin 1936-38 yılları arasında Türkiye’de bulunan Bruno Taut yönetiminde bulunan İmar Bürosu’nda çalışan bir grup mimarın durumu bu şekildedir. Bu makalede Taut’la birlikte çalışan ve daha alt kategoride yer alan göçmen mimarlardan olan Franz Hillinger hakkında özellikle “Berlin Akademie der Künste, Yapı Sanatı Arşivi”nden elde edilen bilgiler doğrultusunda, 1930’lar Türkiye mimarlık ortamına ışık tutulmaya çalışılacaktır. Ayrıca Erken Cumhuriyet Dönemi mimarlığı hakkında, yabancı mimarların rolü üzerine katkı sağlayabilecek bir konuyu gündeme taşımayı ve dönemle ilgili literatür, bilgi birikiminin arttırılması ve sürdürülmesi hedeflenmektedir.
In 30’s, the conceptual debates on Modern Architecture in Turkey gained a new dimension by the arrival of german speaking and German avant-garde architects and urban planners. These architects and urban planners have tried to apply the experiences they have gained in their countries in our country. As far as the history of the influences of foreign architects coming to Turkey in the early Republican era is concerned, researches were usually done on architects and urban planners in the first category. However, there are a group of avant-garde / preliminary architects who have played a very effective and influential role in shaping the new architectural discourse, as well as a quiet experience of a backward-looking experience of lesser known specialists / architects. For example, this is the situation of a group of architects working in the Urban Development Bureau under Bruno Taut in Turkey between 1936 and 1938. In this article, information about the Taut and Franz Hillinger, working with him and the immigrant architects in the lower category, obtained from “Berliner Akademie der Künste, Building Art Archive” will be gathered and illuminated in the 1930s Turkish architectural environment. It is also aimed to increase the knowledge and awareness about the Early Republican period architecture and the related literature and information about the period, which can contribute to the role of foreign architects.

3.
Sanayi Kümelerinde Sosyal Ağlar ve Yenilikçilik: Türk Sanayi Kümeleri Örneğinde Bir Çalışma
Social Networks and Innovation in Industrial Clusters: A Study in case of Turkish Industrial Clusters
Özer Karakayacı, İclal Dinçer
doi: 10.5505/megaron.2018.91489  Sayfalar 374 - 394
Son otuz yılda endüstriyel kümelerin arka planını inceleyen ekonomik coğrafya ve bölgesel kalkınma yazınının odaklandığı konulardan biri de sosyal sermaye, sosyal ağlar, güven ve yakınlık temelli sosyal, ekonomik ve mekânsal özelliklerin anlaşılmasıyla ilgilidir. Nasıl bu faktörlerin sanayi kümelerinin gelişiminde rolü olacağı endüstriyel kümelere yönelik ekonomik coğrafya yaklaşımının temel tartışma noktasıdır. Makalede, Türkiye’de sanayi kümelerinin gelişiminin arkasında yatan ekonomik olmayan faktörler sosyal ağlar perspektifinde değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, çalışmanın amacı sanayi kümelerinde yenilikçilik aktivitelerinin gelişiminde sosyal ağların rolünü keşfetmektir. Bu bağlamda çalışmanın ana hipotezi, sosyal ağların Ankara ve Konya makine sanayi kümelerinin küme içi ve küme dışında sahip olduğu formel ve enformel bağlantıların yenilikçi aktivitelerin gelişiminde belirleyici bir etkiye sahip olduğudur. Çalışmada kullanılan veriler, örnek kümelerde yapılan derinlemesine görüşmeler ve anket çalışmalarıyla elde edilmiştir. Çalışmada, kümelerin sahip olduğu sosyal ağ potansiyelleri her ne kadar değişiklik gösterse de, sosyal ağların yenilikçi aktivitelerin gelişiminde belirleyici olduğu doğrulanmıştır.
Over the last three decades, one of the most important issues in economic geography and regional development, which have occurred in the background of industrial clusters, is concerned with understanding factors such as social, economic and spatial characteristics based on social capital, social networks, trust and proximity. Increasing interest in clusters has focused on issues such as how these factors will be the role of evolution within industrial clusters. In this paper, non-economic factors behind the evolution of industrial clusters in Turkey have been discussed through social networks. The aim of this article is to determine the role of social networks on evolution of innovation in industrial clusters. In this context, the main hypothesis about the source of social networks and innovation is that social networks have a decisive influence on the changing of innovation activities through formal and informal linkages having out-cluster and intra-cluster of Ankara and Konya machinery engineering firms. The data used in the study were obtained by in-depth interviews and surveys conducted on sample clusters. It has been verified that social networks are determinants of innovation, although the social networking potentials of the clusters are different.

MAKALE
4.
İzmir’de Yenilikçi Firma Yer Seçimlerinin Farklılaşması Üzerinden Bir Değerlendirme
An Evaluation Through the Location Differentiation of Innovative Firms in İzmir
Tanyel Özelçi Eceral, Esra Betül Çiftçi
doi: 10.5505/megaron.2018.49344  Sayfalar 395 - 406
Bu makalede, İzmir’de yenilikçi firma yer seçimlerinin farklılaşması; kent merkezlerinde/kent bölgelerde yığılma yayılma etkileri ile yeniliğin mekanı tartışmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Yenilikçi firmaların İzmir Bölgesindeki yer seçimlerinin farklılaşmasına yönelik sınırlandırılmış bir boyutta açıklama getirebilmek için, yenilikçi firmaların sektörel farklılıkları da göz önünde bulundurularak, İzmir kent merkezinde/çevresinde yer seçimleri ile yığılma ekonomilerinin etkileri çerçevesinde organize olmuş sanayi bölgelerinde ya da dağınık olarak yer seçme eğilimleri analiz edilmektedir. Sonuç olarak yenilikçi firmaların yer seçim dağılımlarının İzmir’de organize olmuş sanayi bölgelerinde ağırlıklı olduğu, sektör farklılıklarının yer seçimi üzerinde etkili olduğu, İzmir merkez ilçelerinde olduğu kadar kentsel bölgesi olarak ele alınabilecek çevre ilçelerde de yenilikçi firmaların yer seçtiği ortaya konmaktadır.
In this article, the location differentition of innovative firms is examined through the agglomeration and dispersion effects of economic activities in urban centers/urban regions and the location of innovation discussions. To introduce an explanation, yet in a limited dimension, for the spatial differention of innovative firms, the location of innovative firms are analyzed through location either in urban center or urban region; in organized production sites or in a scattered form through the agglomeration and dispersion effects and also by taking the sectoral differention into consideration. As a conclusion, the study puts forward that innovative firms in İzmir locate predominantly in organized production areas, the sectoral differention is significant for the location of the firms and lastly, although the innovative firms in urban center is more than the urban region there is important number of innovative firms located in the pheripherial districts of İzmir.

5.
İstanbul Metropoliten Alan Planlamasında Uygulama Güçlükleri: Kartal Dönüşüm Projesi Deneğimi
Implementation Difficulties in the Planning of Istanbul Metropolitan Area: Experience of Kartal Transformation Project
Özdemir Sönmez
doi: 10.5505/megaron.2018.50480  Sayfalar 407 - 421
İstanbul, 1950’li yıllardan buyana sanayileşme ve göçün yarattığı plansız ve yasadışı yapılarla kontrolsüz büyüyerek birçok kentsel sorunu bünyesinde bulunduran “azman” bir kente dönüşmüştür. Bu sorunu durdurarak metropoliten kentin planlı ve sağlıklı gelişmesi, planlama eylemleriyle yönlendirilebilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması yönünde, 2005-2009 yılları arasında İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi (İMP) ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) birlikteliğinde İstanbul Çevre Düzeni Planı hazırlanarak tamamlanmış ve planda belirlenen hedeflere ulaşmak amacıyla bazı projeler belirlenerek uygulanmaya çalışılmıştır. Bunların içinde en önemli projelerden biri; İstanbul’un doğu yakası için Merkezi İş Alanı (MİA) olarak önerilen Kartal sanayi alanı dönüşüm projesidir. Projenin bir amacı, metropolün doğu yakasında yeni bir merkez yaratılarak, doğu-batı arasında günlük gidiş-gelişleri azaltmak, böylece boğaz geçişlerinde giderek artan ulaşım yoğunluğunu düşürebilmek, diğer bir amacı da sermayenin yapılı çevreye olan talebinin metropol üzerinde yoğunlaşan yapılaşma enerji ve baskısını merkezden uzaklaştırarak kanatlara çekmektir. Bu temel amaçlar çerçevesinde ve paydaşların önemli oranda katılımı ile hazırlanan plan, birkaç kez mahkemeye taşınarak iptal edilmiş, günümüze kadar uygulamaya geçememiştir. Diğer yandan gerek söz konusu alan içinde ve gerekse metropolün merkezi bölgelerinde, parçacıl ve bireysel projelerle, çevresiyle bağlantısız, birbiriyle uyumsuz, bir bölümü planda donatı alanları olarak öngörülen alanlarda, mevzi planlar yoluyla binalar yükselmeye devam etmektedir. Bu makalede temel olarak, İstanbul çevre düzeni planında yukarıda açıklanan hedef doğrultusunda öngörülen “kartal kentsel dönüşüm projesi” yarışması ve planlama sürecini, çalışmanın yürütücüsü olarak değerlendirmesini yapmak ve planın karşısında oluşan muhalif görüşleri 2017 yılı sonu itibariyle sürecin geldiği aşama perspektifinde “kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları” çerçevesinde tartışmaktır. Böylece, İstanbul’un planlanması sürecinde, 2004 yılında kurulan ve Türkiye açısından farklı bir model olması nedeniyle, mesleki çevrelerde olumlu/olumsuz uzunca bir süre eleştirilerin odağında yer almış olan İMP tarafından hazırlanan, “Kartal Merkez İmar Planlaması” süreci ve modeli tartışılarak değerlendirilecektir.
İstanbul has grown in an uncontrolled way with unplanned and illegal buildings induced by industrialization and migration and turned into an ‘overgrown’ city that hosts a number of urban problems since 1950s. With a view to stopping this adverse development and ensuring planned and healthy development of and raising the living quality in the metropolitan city through planning actions, an Environmental Arrangement Plan of Istanbul was drawn up through a collaboration between the Istanbul Metropolitan Planning Centre (IMP) and the Istanbul Metropolitan Municipality (IMM) during 2005-2009. In order to attain the goals established in the plan, some projects were chosen and tried to be implemented. One of most important projects developed for the eastern side of Istanbul is the project for transformation of the industrial area in Kartal into a Central Business District (CBD). One objective of the project is to create a new centre in the eastern part of the metropolis and thus reduce the daily commutation between the eastern and the western parts of the city as well as the heavy traffic through the strait crossing. Another aim is to redirect the capital and construction pressure which is concentrated on the metropolis to the wings. In this paper, I, as a person who took part in the planning work as an executive and performer, basically intend to evaluate the competition for and the planning process of the “Kartal urban transformation project” that has been proposed in accordance with the aforesaid goal as established in the Istanbul environmental arrangement plan and to discuss the attitude of the professional organizations against the plan from the points of the “public benefit, principles of urbanization, and principles of planning.”

6.
İstanbul Kıyı Alanlarında İkinci Konutun Değişim ve Gelişimi
Change and Development of the Second House in Istanbul Coastal Areas
Ayfer Yazgan
doi: 10.5505/megaron.2018.57338  Sayfalar 422 - 430
İkinci konut olgusunun satın alma gücünün ve serbest zaman artışına bağlı olarak, öncelikle gelişmiş ülkelerde görüldüğü bilinmektedir. Süreç içerisinde yaşam tarzlarında meydana gelen değişiklikler, boş zaman kullanımı ve rekreasyon aktivitesi için oluşan yüksek talep; ikinci konut kavramının gelişmesi ve yaygınlaşmasının en önemli nedenleri olarak görülmektedir. Kent yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelen ikinci konutlar, mekânın sosyo-kültürel yapısını farklılaştırarak ekonomik yapının yeniden şekillenmesini sağlamış, bir yönüyle de yerleşim alanlarının büyüme yönünü belirlemiştir. Bu nedenlerle ikinci konut kent mekânın büyümesi ve biçimlenmesinde önemli dinamiklerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İstanbul’un kıyı alanlarında ikinci konut alanlarına doğru saçaklanarak büyümesi, kentleşmenin derecesine işaret eden bir olgudur. Özellikle 1980 sonrasında artan nüfus ve yapılaşma baskısının, ikinci konut alanlarını birinci konuta (kentsel yerleşim alanlarına) dönüştürmek konusunda etkili olduğu görülmektedir. Makalenin temel amacı, İstanbul kenti kıyılarında yer seçen ikinci konut alanlarının mekânsal karakterleri (mekân kalitesi, erişilebilirlik, doğal yapı üzerinde oluşturduğu etki, kullanım- tüketim dengesi) ile sosyal yapıları arasındaki ilişkilerinin sorgulanmasıdır. İkinci konut alanlarının yer seçimi kriterleri açıklanırken, çalışma, tanımlanan ilişkilerin tarihsel süreç içinde nasıl bir değişime uğradığı ve kentin büyüme yönü üzerinde ne derece etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu kapsamda İstanbul’un farklı kıyı alanlarında yer alan ikinci konutların; kullanıcı profili ve mekânsal gelişiminin açıklanması hedeflenmiştir. Anket çalışmalarından elde edilen veriler kullanılarak farklı alt bölgelerde kümelenen ikinci konut alanlarının farklılaşan sosyal, ekonomik ve mekansal yapıları karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır.
It is known that the second housing is primarily seen in developed countries due to the increase in purchasing power and in free time. Within the process, changes in lifestyles, high demand for leisure time use and recreational activity; have been seen as the most important reasons for the conceptual development of the secondary housing term. The second housing, which has became an integral part of the urban life, reshapes the economic structure by differentiating the socio-cultural structure of the space and determines the growth direction of the settlement areas. For these reasons, the second housing emerges as one of the important dynamics in the formation and growth of the urban space. Sprawling urban development of İstanbul towards the second housing areas is a phenomenon that refers to extent urbanization. Especially after 1980, it is seen that the increase in the population and the increase in the construction has been effective in transforming the secondary residential areas into the urban residential areas. The main purpose of the study is to question the relations between social structures and spatial characters (space quality, accessibility, effect on the natural structure, usage- consumption balance) of the second housing areas choosing place on the shores of Istanbul. While explaining the criterias for site selection of secondary housing areas, the study reveals how the defined relationships have changed in the historical process and how the growth direction of the city has influenced. Within this scope, the objective is to figure out the user profile and spatial development of the second houses in the different coastal areas of Istanbul. Using the data obtained from the questionnaire studies, the different social, economic and spatial structures of the second housing estates clustered in different subregions were discussed comparatively.

MAKALE (TEZDEN)
7.
Çanakkale’de Kentsel Mekânın Metalaştırılması Karşısında Direnen Kentsel Muhalefet
Resistant Urban Opposition Against the Commodification of Urban Space in Çanakkale
İpek Sakarya
doi: 10.5505/megaron.2018.43799  Sayfalar 431 - 441
Çanakkale 2010’lu yıllarla birlikte neoliberal kentleşme politikalarının etkisi altına girmeye başlamıştır. Bu etkiyle artan kentsel büyüme baskısı Çanakkale kıyı şeridinde birçok yatırım projesinin geliştirilmesine neden olmuştur. Artan büyüme baskısı karşısında, kentteki sivil toplum inisiyatifleri bu projelerin gerçekleşmesini engellemek üzere kent konseyi içinde ve dışında direngen bir mücadele örmüştür. Bugün, neoliberal kentleşme karşısında Lefebvre’nin 1968’de ortaya attığı kent hakkı kavramı daha da önem kazanmaktadır. Kentsel mekânı dönüştürme hedefiyle geliştirilen projelere karşı örülen kent hakkı talebi bu çalışmanın ana eksenini oluşturmaktadır. Sivil toplum içinden kentin mekânsal gelişimine dair alınan kararlara katılım talebiyle ortaya çıkan kentsel muhalefet, zamanla kent hakkı mücadelesine dönüşerek daha geniş bir toplumsal kesime yayılmış ve daha direngen bir hal almıştır. Bu araştırma kapsamında Yat Limanı Projesi ve Tekel arazisi için geliştirilen proje olmak üzere kentsel muhalefet tarafından yapımı engellenen iki proje ele alınmıştır. Bu projelerin ortaya çıkışı, içeriği ve bu projelere karşı üretilen kentsel muhalefet, yapılan derinlemesine görüşmeler ve basın taraması yoluyla araştırılırken kentsel muhalefet tarafından üretilen yayınlar da bu kapsamda incelenmiştir. Müzakereci ve direngen iki farklı kentsel muhalefet biçiminin deneyimlendiği Canakkale örneği kentteki sivil toplumu güçlendirirken yerel yönetimin sivil toplumla olan ilişkisini de yeniden tanımlamıştır. Bu yazı, Çanakkale’deki kent hakkı mücadelesinin, yerel demokrasinin güçlenmesi ve toplumsal dönüşüm arasında karşılıklı bir ilişkiden ortaya çıktığını iddia etmektedir.
Neoliberal urbanization policies began to affect Çanakkale from the beginning of 2010. With this effect, the increasing force on urban growth has led to the development of several coastline projects in Çanakkale. The civil initiatives of the city have started a resistant struggle, against the rising growth, in and out of the city council to prevent the implementation of these projects. Today against the neolibaral urbanization the concept of ‘the Right to the City’ which Lefebvre developped in 1968, gained more significance. The right to the city movement which organized against the projects developed with the aim of transforming urban space is the main goal of this study. The urban opposition flourished from civil society emerged with the demand to participate in the decision-making on the spatial development of the city by the municipality. The struggle, then, gradually became a struggle for the right to the city, spreading a broader social dimension and more stability. Within the scope of this research, two projects which were halted by the urban opposition, including the Marina project and the project developed in the area of Tekel land, were discussed. The emergence of these projects, their content and the urban opposition organized against these projects were analyzed with the in-depth interviews, and the media monitoring and the publications of urban opposition are also examined in this context. Where two different forms of urban opposition, namely deliberative and resistant, experienced in the case of Canakkale, the civil society in the city strengthened and the relationship between the municipality and the civil society was redefined. This article claims that right to the city struggle in Çanakkale has emerged from a mutual relationship between the consolidation of local democracy and social transformation.

MAKALE
8.
İstanbul Kıyılarında Farklı Toplumsal Yapılar ve Kıyı İlişkileri
Diffrent Social Structures in İstanbul Coasts and Relaitions with the Coasts
Berna Sel
doi: 10.5505/megaron.2018.23600  Sayfalar 442 - 450
İstanbul, sahip olduğu coğrafi özellikleri açısından dünyada su kıyısında kurulmuş yerleşmeler arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ancak kırdan kente göç ve yaşanan hızlı kentleşme, İstanbul’un su ile kurduğu ilişkinin değişmesini getirmiştir. Makale, bu değişimi esas alarak 2011 yılı itibariyle İstanbul kıyı yerleşmelerinde yaşayanların toplumsal, kültürel ve ekonomik yapısını irdelemektedir. Bu irdelemede Avrupa ve Anadolu yakalarının Karadeniz ve Marmara kıyıları ile Boğaziçi’nin iki kıyısındaki yerleşmelerde gerçekleştirilen hane halkı anketleri kullanılmakta, bulgular mekânsal olarak tanımlanmaktadır. Hane halkı anketleri iki kategoride değerlendirilmiştir; 1) Sosyo-ekonomik yapı: hane halkının genel profili ve demografik yapı bileşenlerinin tanımlanması. 2) Kıyı alanlarının kullanımı: kıyı alanlarının niteliğinin, kullanıcı ile mevcut işlevler arası ilişkilerin belirlemesi. Değerlendirme sonucunda ise aşağıdaki sorular yanıtlanmaya çalışılmıştır;
1. Farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip nüfusun yoğunlaşma gösterdiği kıyı bölgeleri,
2. Farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip nüfusun kıyı mekanı, kıyı kullanımı ve kıyı algısının farklılaşıp farklılaşmadığı ve
3. Farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip nüfusun yoğunlaştığı kıyı bölgelerinin fizik mekanın temel özellikleri.
Çalışma sonucunda İstanbul kıyı bölgelerinde yaşayan nüfus sosyo-ekonomik açıdan farklı özelliklere sahip olsa da, kıyı algısı ve kıyı ilişkisinin çok büyük farklılık göstermediği, kentin tüm kıyı bölgelerinde yaşayanların kıyı mekanıyla ilişkisinin oldukça zayıf ve kıyıyla ilgili algı ve beklentilerinin düşük olduğu görülmüştür.
Istanbul has a privileged place among the settlements established around the world in terms of its geographical features. However, immigration from the rural to the city and the rapid urbanization that has taken place have changed the relationship that Istanbul has established with water. Based on this change, the article examines the social, cultural and economic structure of the residents of Istanbul coastal settlements as of 2011. In this review, household surveys conducted in the Black Sea and Marmara coasts of European and Anatolian enclaves and settlements on two coasts of the Bosphorus are used and the findings are defined as spatial. Household surveys were evaluated in two categories; 1) Socio-economic structure: identification of the general profile and demographic components of households. 2) Use of coastal areas: determination of the nature of coastal areas, relationships between user and existing functions. As a result of the evaluation, the following questions were tried to be answered;
1. The coastal regions where the population with different socio-economic structure shows concentration,
2. The population with different socio-economic structure, the coastal area, the coastal use and the coastal perception,
3. Basic characteristics of the physical environment of the coastal areas where the population with different socio-economic structure concentrates.
Although the population living in coastal regions of Istanbul has different characteristics in terms of socio-economical results, it is seen that coastal and coastal relations do not vary much, and that the coastal area of the city has a very weak relation with the coastal area and the perception and expectations related to coastal areas are low.

9.
Montessori Yaklaşımının Anaokulu İç Mekanları ve Fiziksel Oluşumu ile İlişkisi
Relationship of Montessori Approach with Interior Spaces in Preschools and Physical Set-up
Meryem Yalçın
doi: 10.5505/megaron.2018.93276  Sayfalar 451 - 458
Montessori eğitimi iki amaç etrafında toplanır: biyolojik ve sosyal amaçlar. Bir bireyin doğal gelişimine yardımcı olmak biyolojik yönünü hedef alırken ve çevre için bireyin hazırlanması toplumsal yönünü hedefler (Montessori, 1947). Montessori yaklaşımının temel unsuru mekanı oluşturmaktır. Bu konuda literatürde çok sayıda çalışma olmasına rağmen, insanların oldukça yoğun ve yüksek düzeyde ilişkilere sahip olduğu iç mekanlarla ilgili çalışmaların çok az olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bu çalışmada, özellikle son on yılda Türkiye’de okul öncesi eğitim kurumlarında yaygınlaşan Montessori eğitim modelini uygulayan anaokullarında iç mekan oluşumunda fiziksel özellikleri etkileyen kavramsal bileşenler tarafından belirlenen bulgular bağlamında; Ankara’da beş (tüm) kurum birden fazla veri toplama tekniği ile çalışma alanı olarak seçilmiş, niceliksel yaklaşımla anket, nitel yaklaşım ile izleme (mekanik) teknikleriyle belge araştırması kullanılmıştır. Uygulamalı çalışmada, İç Mekanların Özellikleri, Anaokulunun Genel Mekansal Standartları, Atmosferik Zemin Kat, Duvar, Mobilyalar vb. Başlıkları kapsamında, okul öncesi eğitim kurumlarındaki iç mekanı oluşturan özellikler incelenmiştir. Ayrıca, Mobilya, Ekipman ve tasarım ortamı için örnek iç mekan oluşturma modeli önerilmiştir.
Montessori education gathers around two purposes: biological and social purposes. Helping natural development of an individual is targeted in the biological part, and preparation of an individual for the environment is targeted in the social part (Montessori, 1947). Fundamental element of Montessori approach is to form the space. Although there are plenty of studies present in the literature on this subject, it was noted that studies on interior spaces, with which people have quite intensive and higher level of relationship, turned out to be very few. Thus, in this study, in the context of findings determined by conceptual components affecting physical characteristics in the formation of interior spaces, particularly in kindergartens applying Montessori education model, which has become widespread in preschool educational institutions in Turkey during the past ten years; For this reason five (all) institutions in Ankara were selected as the area of study with more than one data collection technique, and survey with quantitative approach, and document investigation with qualitative approach and monitoring (mechanical) techniques were used. In the applied study, characteristics making up the interior space in preschool educational institutions were studied in the content of the titles of Properties of Interiors, General Spatial Standards of Day Care Centre, Atmospheric Properties Floor, Wall, Furnishings etc...), Furniture and Equipment, and the sample interior- space forming model for design setting was suggested.

10.
Herkes İçin Çocuk Parkları Tasarlamak
Designing Playgrounds for All
Aslı Sungur Ergenoğlu, Patrycja Czaplinska
doi: 10.5505/megaron.2018.14890  Sayfalar 459 - 469
Şehirler, sokaklar, yapılar ve parklar zaman içinde değişip gelişirler. Bu alanlar kamusal alanlar olmaları sebebiyle, engelli bireyleri dışarıda bırakmadan, herkes için rahatça kullanılabilir olmalıdırlar. Şehirler, şehir sakinlerinin yakın çevresi konumunda olduklarından, etkileri de inkar edilemez derecede büyük olmaktadır. Bu etki, aynı zamanda hayatını çeşitli kısıtlılıklarla sürdürmek zorunda ve henüz yetişkinliğe adım atmamış, gelişme çağındaki çocuklarda daha da fazla görülmektedir. Bir engele sahip olmak, çocuk için, gerek fiziksel gerekse psikolojik gelişiminde büyük yere sahip olan arkadaş çevresinden uzaklaşmak anlamına gelmemelidir. Makalede, çeşitli engel türleri, bu engellerin çevre aracılığıyla çocuklar üzerindeki etkilerine odaklanılarak anlatılmaktadır. Görme kaybı, hareket kısıtlılığı, duyma sorunları yaşayan ve farklı bilişsel ve algısal yeterlilikteki çocukların sorunları tarif edilmektedir. Bu çocukların, daha fazla ilgi ve dikkate ihtiyaç duydukları açıktır. Diğer bireylerle vakit geçirerek veya oyun oynayarak bir sosyal grubun parçası olmak ise; fiziksel ve iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilmektedir. Makalede; kamusal bir alan olan çocuk oyun parklarının genel özellikleri verilmekte, ‘herkes için tasarlanmış çocuk parkları’nın tasarım, zemin, malzeme, renk özellikleri ve donatı seçimleri detaylı olarak anlatılmakta ve bazı öneriler sunulmaktadır. Amaç, tasarımcının, her çocuk ve yetişkin için ulaşılabilir çocuk oyun alanları tasarımı sürecine katkıda bulunmaktır.
Cities, streets, buildings and playgrounds transform and evolve in time. These places are public spaces and should be available for every user, being a place suited for everybody, not excluding the disabled. Cities, being immediate surroundings, have a huge effect on the residents’ lives. The effect of environment on differently abled children, who not only has to survive through challenges of their disability but also in the process of a continuous development, is even greater. Being disabled as a child shouldn’t mean to be excluded from the group of peers which have a great role in the physical and the psychological development of the child. This paper is describing several types of disabilities and the effect of environment on children with these disabilities. Problems of children with sight loss, reduced mobility, hearing problems and different intellectual abilities are described. It is indisputable, that these children need much attention. Being a part of the social group can help them in developing their communication and physical skills by playing or just spending time with others. In the paper, characteristic of a common playground which is a public space designed for children has been made. The equipment and the material of the “a playground for all” are described. Designing and material considerations are made and the ground, playground equipment, materials and colors and level differences are characterized. The aim of this paper is to lead a way for the designer to build a place for the children which will be fully accessible for every child.

11.
Bitkilendirme Tasarımı Öğeleri, İlkeleri ve Yaklaşımlarının Peyzaj Tasarımı Uygulamalarında Tercih Edilirliği Üzerine Bir Araştırma
A Research on Preferences of Planting Design Elements, Principles and Approaches in Landscape Design Applications
Derya Sarı, Banu Karaşah
doi: 10.5505/megaron.2018.29981  Sayfalar 470 - 479
Yaşadığımız çevrede üstlendikleri birçok işlev ile peyzaj tasarımlarında önemli bir yer tutan bitki materyali tasarım elemanı olarak kullanılırken bazı öğe, ilke ve kriterler dikkate alınmaktadır. Bu çalışmada bitkilendirme tasarımı eğitimi almış farklı tasarımcı gruplarının (akademisyen, öğrenci ve kamu-özel sektör) peyzaj tasarımı uygulama aşamasındaki tercihleri ile literatürde önerilen kuramsal altyapının örtüşüp örtüşmediğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, 5 ana başlık altında (bitkilendirme tasarımı yaparken göz önüne alınan kriterler, bitkilendirme tasarımı ilkeleri, bitkilendirme tasarımı ögeleri, bitkilendirme tasarımı yaklaşımları, bitkilendirme tasarımı eğitimi sürecinde kullanılan yöntemlerin öğrenmeye katkısı) toplam 33 özelliğin sorgulandığı bir anket çalışması yürütülmüştür. Toplam 192 katılımcı ile gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre yöreye uygun olma, renk, estetik özellik, form, süreklilik, özgün olma ve ölçü özelliğinin bitkilendirme tasarımı ve uygulamalarında en fazla tercih edildiği ortaya çıkmıştır. Yapılan çalışma sonucunda, tasarımcı gruplarının bitkilendirme tasarımı kriter, ilke, öğe ve yaklaşımlarına göre olan tercih sıralamalarının nispeten değişiklik göstermesine rağmen genel olarak ortak bir doğrultuda şekillendiği ve bunun kuramsal altyapı ile örtüştüğü görülmüştür.
Plant material which has an important role in landscape designs with its functions in our living environment, when used as design element, some design elements, principles and criteria is considered. In this study, it was aimed to determine whether the preferences of different design groups (academicians, students and public-private sector) trained in planting design overlap with the theoretical background suggested in the literature. Within the scope of the study, a questionnaire was conducted under the five main headings (criteria considered in planting design, planting design principles, planting design elements, planting design approaches, contribution to learning methods used in the planting design training process) with 33 features. According to the results of the questionnaire conducted with 192 participants, it was revealed that the most preferred features in planting design and applications were locality suitability, color, aesthetic feature, form, sustainability, originality and size. Consequently, it was seen that preferences of designer groups generally were same direction and overlap with the theoretical background even preferences ranking on criteria, principles, elements and approaches of them were slightly different.

12.
Kent Merkezinde Caddelerin Yayalaştırılması: Trabzon Kahramanmaraş Caddesi Örneği
Pedestrianization of Streets in Urban Center: The Trabzon Kahramanmaras Street Case
Emine Tarakçı Eren, Tuğba Düzenli, Duygu Akyol
doi: 10.5505/megaron.2018.17362  Sayfalar 480 - 491
Kent merkezleri, birçok işlevsel öğenin bulunduğu mekânlardır. Yapılar, bahçeler, parklar, alışveriş mekânları, konutlar, sağlık ve eğitim kurumları, ulaşım arterleri, konaklama gibi pek çok farklı işlevi ve mekânı bir arada bulundururlar. Kent mekrezi ölçeğinde fiziksel açıdan en önemli kamusal mekanlardan biri de caddeler ve yol akslarıdır. Kent yaşamanın odak noktası olan yollar kentin ana karakterini tanımlayan ve kent insanının sosyal, kültürel, rekreasyonel ve ticari anlamda birçok ihtiyacını karşılamasını ve paylaşımlarda bulunmasını sağlayan kamusal mekanlardır. Kentlinin kent içerisinde sağlıklı, güvenli ve rahatça dolaşabilmesi ve kentsel mekanlara erişilebilirliğinin tüm kullanıcı tipleri tarafından sağlanabilmesi kentsel planlama açısında tarihten bugüne dek her koşulda önemli bir yere sahip olmuştur. Son dönemde birçok büyükşehirde olduğu gibi Trabzon kentinde de hızlı kentleşme hareketi ile plansız mekansal gelişim görülmeye başlamıştır.Hızlı kentleşme beraberinde kentin sosyofiziksel yapısında da değişimlere neden olmuş ve araç ulaşımına bağımlı bir ulaşım sistemi ortaya çıkmıştır.Bu bağımlılık içerisinde özellikle kent merkezindeki ana akslar yaya kullanımı açısından güvenilir, konforlu olma ve kamu yararını gözetme özelliğini kaybetmeye başlamış ve peyzaj özellikleri ile de ilişkileri tamamen gözardı edilmiştir. Çalışma kapsamında örnek alan olarak seçilen Trabzon Kahramanmaraş caddesinin kuzey ve güney kısmındaki binaların yerinde etüt ve tespit çalışmalarında zemin katlarında toplam 98 farklı kapalı mekân, işlev türü olarak 18 farklı işlev tespit edilmiştir. Trafik akış yönleri ve dolmuş durak noktaları belirlenmiştir. Cadde üzerindeki yapısal peyzaj elemanları; merdiven, rampa, aydınlatma, telefon kulubeleri, çöp kovaları, çiçek saksıları, reklam panoları, duvarlar, oturma birimleri ve örtü elemanları olduğu, bitki türlerinin ise Trachycarpus fortuneii, Ligustrum japonicum,Rosa sp.,Thujo occidentalis, Pladycladus orientalis, Pinus pinaster, Pinus pinea, Cercis siliquastrum, Betula pendula, Cedrus libani, Taxus baccata bunlardan bazılarıdır. Yaya yoğunluğu bakımından 1. bölge, caddenin meydan ile kesiştiği noktadır. 2. bölge ise Ziyad Nemli Sanat Sokağı ve yakın çevresi çıkmıştır. Kullanıcılarla yapılan anketlerde ise, caddenin fiziksel koşulları ile ilgili yaptıkları değerlendirmeleri genellikle olumsuz olmuştur. Bu caddenin yayalaştırılması ile ilgili soruya ise %73 oranında katılımcı olumlu görüş belirtmiştir. Sonuçta, bu çalışmada, Trabzon kenti Kahramanmaraş Caddesindeki yaya hareketleri, taşıt ve yaya yoğunlukları ve yaya bölgesi hakkında halkın gereksinmelerine cevap verebilecek çözümlerin üretilmesi ve projelerin gerçekleştirilebilmesi için kullanıcıların konuya ilişkin görüş ve isteklerinin anket ve gözlem yöntemleri ile belirlenmesi ve bu belirlemeye bağlı olarak önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır.
Urban centers contain several functional elements. They contain several functions and spaces such as buildings, gardens, parks, shopping areas, residences, health and educational institutions, transportation arteries and accommodations, etc. One of the most significant physical public spaces in the urban scale is the streets and route axes. The focal points of urban life are the public spaces that define the main urban character and make it possible to fulfill and share several social, cultural, recreational and commercial requirements of the urbanites. It has been always important in urban planning for the urbanite to be able to move in a healthy, safe and comfortable manner within the city and access of all user types to urban spaces. Rapid urbanization resulted in unplanned spatial development in the city of Trabzon in Turkey, similar to several metropolitan cities during recent times. Rapid urbanization caused changes in the urban socio-physical structure, leading to the emergence of a transportation system that is dependent on vehicle transportation. Within the said dependency, the main urban axes started to lose their safety, comfort, and for public welfare qualities and their relationship with landscape features were completely ignored. It was determined that there were 98 different closed spaces and 18 different functions in the on-location studies conducted on northern and southern sections of the Trabzon Kahramanmaraş Street, which was selected as the subject of the present case study. Traffic flow directions and public transportation stop locations were determined. It was determined that there were structural landscape elements such as stairs, ramps, lighting, telephone booths, garbage bins, flower pots, billboards, walls, seating units and covering elements on the street and certain plant species including Trachycarpus fortuneii, Ligustrum japonicum, Rosa sp., Thujo occidentalis, Pladycladus orientalis, Pinus pinaster, Pinus pinea, Cercis siliquastrum, Betula pendula, Cedrus libani, Taxus baccata were identified. Based on pedestrian density, Zone 1 was located at the intersection of the street with the square. It was found that the second zone was located at Ziyad Nemli Art Street and its immediate surroundings. The surveys conducted with users demonstrated that they had negative views about the physical conditions of the street. It was determined that 73% of the respondents expressed a positive opinion on the question associated with pedestrianization. In conclusion, the present study aimed to determine the views and requests of the users with the survey and observation methods to construct solutions that would serve the requirements of the residents concerning the pedestrian movements, vehicle and pedestrian density and pedestrian zone on Trabzon city Kahramanmaraş Street and to develop recommendations based on the identified problems.

MAKALE (TEZDEN)
13.
Sosyal Etkileşim ve İletişim Teknolojilerinin Konut İç Mekânı ve Mobilya Seçimine Etkileri: Türkiye-Trabzon Örneği
The Effects of Social Interaction and Communication Technologies on House Interior Spaces and Furniture Choice: Turkey-Trabzon Sample
Aylin Aras, İlkay Özdemir
doi: 10.5505/megaron.2018.33602  Sayfalar 492 - 504
Küreselleşme günümüzde tüketim alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını dolayısıyla insanı etkileyen en önemli kavramlardan biridir. Toplumların benzeşmesine ve aynılaşmasına sebep olan bu kavramın; insanın tüm yaşam deneyimlerinin merkezinde olan konutların şekillenmesinde ve konutu şekillendiren en önemli öğelerden olan mobilyaların seçiminde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu düşünceden hareketle küreselleşmenin etkilerinin konut yaşama mekânlarındaki mobilya tercihleri üzerinden incelendiği bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada, seçilen örneklem alanı içindeki konut kullanıcılarının küreselleşmeden etkilenip etkilenmediği ve bunun konut yaşama mekânlarındaki mobilya tercihlerine nasıl yansıdığı incelenmiştir. Böylece farklı verilerle beslenen kullanıcıların farklı mobilya seçimleri olup olmadığı tespit edilerek, küreselleşen dünyada farklı kullanıcılar için mobilya tasarımlarında farklılıklara gidilip gidilmeyeceğinin tespiti amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında, farklı sosyo-ekonomik düzeye sahip kullanıcıların yaşadıkları ve küresel/yerel ayrımının en çok hissedildiği konutlar incelenmiştir. Açık ve kapalı uçlu sorularla hazırlanan anket formu birebir görüşme tekniği kullanılarak uygulanmış, ayrıca yerinde tespit çalışması da yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda küreselleşmenin etkilerinin zaman içinde konut yaşama mekânlarında kendini hissettirdiği, bunun da kullanılan mobilyaların seçimine yansıdığı görülmüştür. İletişim araçlarını kullanım derecelerine ve sosyal aktivite düzeylerine göre iki farklı konut kullanıcı grubu bu araştırmada denek grubu olarak seçilmiştir. Her iki kullanıcı grubunun mobilya tercihlerinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kitle iletişim araçlarının kullanımının yaygınlaşmasıyla, zaman içinde toplumun her kesiminden kullanıcının mobilya tercihlerinde benzeşmelerin artacağı düşünülmektedir.
In our days, globalization is one of the most important things that influence our consumption habit and way of living, thus the human being. Globalization that causes societies to resemble one another and become almost the same is considered to be important factor that influence the form of living rooms which is the center of humans’ experience as well as choice of furniture which shape these living rooms. In that context, we analyze the choice of furniture in living rooms in terms of globalization. Within the scope of the study, whether houses in chosen area are affected by globalization and how it reflects the choice of furniture in living room are examined. Thus, it was aimed to determine whether different furniture choices for different users were different, and whether differences in furniture designs would be made for different users in the globalizing world. Within the scope of the study, residences where users with different socio-economic levels lived and where global / local distinction was most felt were examined. The questionnaires prepared by open and closed questionnaires were applied by using one - on - one interview technique and in situ detection studies were also conducted. As a conclusion, the affect of globalization can be felt in the living rooms and it reflects to the choice of furniture. Two different user groups were selected as the study group in this study according to the use of communication tools and social activity levels. It has been determined that both user groups differ in their furniture preferences. Also, with the development of the use of media, it is thought that the choice of furniture by houses from different classes will become more similar.



© 2018 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale