YILDIZ TECHNICAL UNIVERSITY FACULTY OF ARCHITECTURE E-JOURNAL

E-ISSN 1309-6915
Volume: 12 Issue: 2
Year: 2017

Current Issue Published Issues Most Accessed Articles Ahead of Print












 
Search





Megaron: 12 (1)
Volume: 12  Issue: 1 - 2017
Hide Abstracts | << Back
ARTICLE
1.Grey matters: the ‘constructed’ and ‘unconstructed’ outdoor formation for young adults as an extension of the dwelling
Sedef Özçelik Güney, Yurdanur Dülgeroğlu Yüksel
doi: 10.5505/megaron.2017.68553  Pages 1 - 12 (227 accesses)
Yoğun konut dokusu içinde açık alan kullanımı planlanmış (kurgulanmış) yarı-özel/yarı-kamusal ve yarı-açık/açık alanlardan (‘gri madde’ GM) kurgulanmamış açık alanlara kaymaktadır. Bu konu demografik yapı, gündelik yaşam kültürü ve mekanın fiziksel özellikleriyle ilişkilidir. Çalışma; eğitimli genç yetişkinler için Gri Madde oluşumunu algılama, kullanma ve sosyal etkileşim kalıpları açısından incelemeyi amaçlamaktadır.Bütünde 6 adımdan oluşan araştırma temellendirilmiş kuram metodu ile araştırılmaktadır. Makale araştırmanın ilk 3 adımında nicel/ nitel stratejilerle 49 katılımcı ile yapılan anket ve derinlemesine görüşmelerden elde edilen bulguları kapsamaktadır. Sonuçlar, genç yetişkinlerin en azından ‘bir nefes almak ‘ amacıyla konut çevresinde gri maddeye ihtiyaç duyduklarını göstermektedir. Buna karşın tüm sahada tespit edilen gri madde örnekleri mimari tasarım kitaplarındaki teorik yapıyla tam olarak örtüşmemektedir. Bazı durumlarda tesadüfen oluşmuş bazı alanlar çok yoğun kullanılmakta ya da tam tersi gerçekleşmektedir. Üniversite mezunu 23–37 yaş aralığında; İstanbul Avrupa yakası metro güzergahı üzerinde yaşayan genç yetişkinler örnekleme oluşturmak üzere dikkate alınmıştır. Söz konusu alandaki yoğun doku içinde bu genç yetişkinlerin gri maddeyi kendi arka-ön bahçeleri ya da terasları gibi kullandıkları görülmektedir. Bu alanlarda okumakta, çalışmakta;,spor yapmakta, sosyalleşmekte; hatta işle ilgili toplanmakta, çay-kahve-sigara içmektedirler. Kimsenin olmayan bu alanlara ilişkin bir sahiplenme geliştirmektedirler.
Due to the dense population patterns in the urban environment, residential outdoor usage need have shifted from planned or constructed semiprivate/semipublic and open/semiopen spaces (“gray matters”/GM) to unconstructed outdoor spaces. This is related to demographic characteristics, daily living cultures, and the physical features of the space. This study aims to explore educated young adults’ perception, usage, and social interaction patterns for Grey Matters formations. The methodology is conducted reflecting the first 3 steps of a planned 6-step research project. Quantitative and qualitative data obtained through questionnaires and in-depth interviews with 49 young adults were analyzed. The study shows that the young adults need the outdoors at least for “taking take a breath.” Nevertheless, the grey matters are not always the architectural “text book examples.” They are sometimes generated by coincidence but perceived to be the most prominent ones or the contrary. Young adults, aged between 23 and 37 with higher education degrees, specifically those living on the metro line routes on the Istanbul European side, are focus. In the dense urban area, young adults prefer to use some particular residential spots as if they were their own backyard, lawn, or porch. They read, study, exercise, interact, conduct meetings, drink coffee/tea, and smoke. They develop an “ownership” despite the spaces being “no man’s lands” regarding the urban definitions.

2.Evaluation of The Passenger Areas of Underground Subway Stations In Terms of Visual Comfort: The Sample of Kadıköy and Kartal Stations
Didem Aktop Maden, Erkan Avlar
doi: 10.5505/megaron.2017.43043  Pages 13 - 26 (703 accesses)
Günümüzde hızlı kentleşme ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ulaşım sorunları toplu ulaşım sistemlerini gündeme getirmiş ve özellikle metropollerde raylı sistemler tercih edilmeye başlanmıştır. Kent içi raylı sistemlerin en yüksek yolcu kapasitesine sahip olan türü metrolardır ve çoğunlukla yer altında inşa edilmektedir. Kent içi ulaşımın yer altındaki istasyonlar ve istasyonları birbirine bağlayan tünellerle gerçekleştiği bu sistemde istasyon yapıları, kullanıcı konforu sağlanmadığında kullanımı zorlaşan, kullanıcı gereksinimlerine yanıt vermediği için kullanılmak istenmeyen, yolcuların fiziksel ve psikolojik olarak olumsuz etkilendikleri verimsiz ortamlara dönüşmektedir. Bu nedenle istasyon yapıları, sorunsuz bir şekilde kullanılması için konfor ölçütlerine uygun olarak tasarlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu çalışma görsel konfor ölçütleriyle sınırlandırılmıştır. Çalışmada, İstanbul’un Anadolu Yakası’nın ilk metrosu olma özelliğini taşıyan Kadıköy-Kaynarca/Tavşantepe Metro Hattı’ndaki Kadıköy ve Kartal İstasyonları örneklem istasyon olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında öncelikle, yer altı metro istasyonlarındaki yolculu alanların görsel konfor ölçütleri dünyadaki örnekleriyle açıklanmakta, daha sonra örneklem olarak seçilen metro istasyonlarının görsel konfor özelikleri belirlenmekte ve bu özellikler hem görsel konfor ölçütlerine hem de her iki istasyonda kullanıcılarla yapılan anket çalışmasına göre değerlendirilmektedir.
Nowadays, the rapid urbanization and the transportation problems caused by this, brought up public transportation systems and urban rail systems especially started to be preferred in metropolises. The type with the highest passenger capacity of the urban rail system is subways and the subways are mostly built underground. In this system, urban transportation is executed by underground stations and tunnels that connect different stations. Station structures are transformed into inefficient environments that are not desired to be used because they are difficult to use when user comfort is not provided, and they do not respond to user requirements. Thus, the passengers are adversely affected physically and psychologically. For this reason station constructions must be designed and applied in accordance with the comfort criteria to be used without problems. This study was limited by visual comfort criteria. In the study, Kadıköy and Kartal Stations in Kadıköy-Kaynarca/Tavşantepe Subway Line, which is the first metro of Istanbul’s Anatolian Side, were selected as the sampling stations. First of all, the visual comfort criteria of the underground subway stations are explained by examples in the world, then the visual comfort attributes of the selected subway stations are determined and these features are evaluated according to both the visual comfort criteria and the questionnaire study made by the users in both stations.

3.Research on thermal comfort and indoor air quality: a case study on an office building
Melek Özdamar, Filiz Umaroğulları
doi: 10.5505/megaron.2017.02259  Pages 27 - 40 (236 accesses)
İnsanların zamanlarının büyük bir kısmını geçirdiği iç ortam havası dış ortamdan daha kirli olduğu düşünüldüğünde iç ortam havasına verilen önem artmaktadır. Çalışma kapsamında Edirne İl merkezinde bulunan bir ofis yapısında, ısıl konfor ve iç hava kalitesini araştırmak amacıyla deneysel bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Dikdörtgen planlı KD-GB yönünde konumlanan yapıda farklı yönlere bakan iki ofis birimi seçilerek ortam sıcaklığı, bağıl nemi, hava akış hızı, CO2 miktarı, PMV duyum ölçeği ve PPD memnuniyetsizlik yüzdesi ve farklı çaplarda partikül madde miktarları ölçülmüştür. Ölçümler; iki aylık süreçte, her ofis biriminde 8 ölçüm olacak şekilde düzenlenmiştir. Ayrıca dış ortamda da ölçümler alınmıştır. Elde edilen sayısal veriler tablo ve grafikler yardımıyla ASHRAE Standart 55 sınır değerleri ile karşılaştırılmıştır. Veriler incelendiğinde iç hava kalitesi üzerinde ofis birimlerinin güneşlenme yönünün etkili olduğu ancak bina kabuğu, ofis alanı ve hacmi, ısıtma sisteminin türü, kullanıcı sayısı, mevcut mobilya ve donanımlar vb. faktörlerin etkilerinin daha fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca sigara kullanımı, ortamdaki CO2 seviyesini ve partikül madde miktarlarını çok fazla artırmakta hatta sigara içilen ofislerde sigara kullanılmadığı zamanlarda bile CO2 seviyelerinin yüksek çıktığı görülmektedir.
Indoor air quality rises in importance when considering that people spend large part of their time in enclosed spaces where indoor air is more polluted than outdoor environment. In the scope of this study, experimental research was done to investigate the thermal comfort and indoor air quality at an office building in the central district of Edirne. By choosing two office units, which facing different directions, in the rectangular formed building located at NE and SW directions, environment temperature, relative humidity, velocity of air flow, amount of CO2, PMV (predicted mean vote), PPD (predicted percentage of dissatisfied) and particle matter quantities at different diameters were measured. Measurements were organized so that each office unit has 8 measurements in two-month period. Besides that, measurements were taken at outdoor environment. With the help of tables and graphs, obtained numerical data were compared with limit values of ASHRAE Standard 55. As the result of investigation, it is understood that insolation direction of the office units has the importance on indoor air quality. However, building envelope, office area size and volume, type of heating system, number of user, existing furniture and equipment etc. factors are more important than insolation of the building. Moreover, smoking causes large amount of increase in the level of CO2 and quantity of particle matter in the environment. In fact, it is seen that level of CO2 is so high when also there is not smoking activity in the office.

4.A comparative study on the relationship between quality of space and urban space activities in the public open spaces
Gökçe Uzgören, Müyesser Ebru Erdönmez
doi: 10.5505/megaron.2016.42650  Pages 41 - 56 (406 accesses)
Kentsel alandaki insanların yaşam kalitesi insanların kentsel çevre ile etkileşiminin bir sonucudur. Kentsel çevrenin önemli unsurlarından biri de kamusal açık alanlardır. Birçok çalışma göstermektedir ki, açık kamusal alanlar ve bu alanlarda gerçekleştirilen aktiviteler yaşam kalitesine katkı sağlayan önemli kentsel çevre unsurlarıdır. Ancak günümüzde, kamusal açık alanların niceliği ile beraber niteliği de azalma eğilimindedir. Bu eğilim ile beraber kentsel alanda “kalite” kavramı üzerinde önemle durulan bir konu haline gelmiştir. Kamusal açık alanlarda gerçekleştirilen kentsel mekan aktivitelerinin yoğunluğu ve çeşitliliği, mekanın kalitesine paralel olarak gelişmektedir. Bu noktada, mekanın çevresel özelliklerinin yanında, kamusal açık alanlarda gerçekleştirilen kentsel mekan aktivitelerinin yoğunluğu, çeşitliliği, aktivitede bulunan kullanıcıların sosyo-ekonomik yapıları gibi göstergeler, söz konusu alanlardaki mekansal kaliteyi ölçme anlamında önemli bir veri sağlamaktadır. Bu çalışmada da kamusal açık alanlarda mekan kalitesi ve kentsel mekan aktiviteleri arasındaki ilişki, Beşiktaş’ta konumlanan iki parka (Azerbaycan Dostluk Parkı ve Sevgi Parkı) yönelik yapılan analizler doğrultusunda ortaya konmuştur. Günümüzde salt fizik-mekan boyutu ile ele alınarak metalaştırılan kentsel alanları sosyal ve toplumsal içeriğini göz ardı etmeden ele almak ve kamusal açık alanlardaki mekan kalitesi ile kentsel mekan aktiviteleri arasındaki ilişkiyi açıklayabilmek çalışmanın temel amaçlarındandır.
The quality of life of people in urban areas is a result of interaction of humans with the urban environment. Many studies show that open public spaces and the activities conducted in these areas are important urban environment factors that contribute to the quality of life. However, today, not only the quantity but also the quality of open public space tends to decrease. Along with this tendency, the “quality” in the urban space concept has become overemphasized. Density and diversity of urban space activities are conducted in public open spaces developed in parallel to the quality of space. Besides the environmental characteristics of the space; some indicators such as the density and diversity of urban space activities and the socio-economic status of users provides an important means of measuring the quality of space. In this study, the relationship between the quality of space in open public space and urban space activities has been revealed in the analysis conducted for the two parks—Sevgi Park and Azerbeycan Dostluk Park–located in Besiktas. Demonstrating how urban spaces are commodified by referring only to the physical structure without acknowledging their social and communal context and explaining the relationship between quality of space in urban spaces and urban space activities are the main objectives of these studies.

5.Two Faces of Contextualism: a Review of of Contextualism in a World with Chamfered Peaks and Valleys
Ülkü Özten, Hakan Anay
doi: 10.5505/megaron.2017.82957  Pages 57 - 66 (292 accesses)
Bu çalışma genel bir bakışla, mimarlık alanında bağlamsalcılık olarak nitelendirilen bir yaklaşımlar bütünüyle ilişkilidir. Çalışma çıkış noktası olan bağlam ve bağlamsalcılığı Colin Rowe ve Fred Koetter’ce Collage City’de tariflendiği ve özellikle 1960’lardan 1980’lerdeki dönüşümüne kadarki kavramsallaştırmalarıyla alır. Çalışmanın ana amacı bağlamsalcılığın sanat alanında “bağlamsalcılık,” “bağlamsalcı eleştiri,” “estetik bağlamsalcılık” gibi isimlerle anılan, iki ayrı çerçeveye referanslı yeni bir okumasını yapmaktır. Çalışmada, mimari bağlamsalcılık tarihsel perspektifte kısaca gözden geçirilmiştir. Bunu takiben bağlam ve bağlamsalcılık düşünceleri, amaçlanan yeni okumaya bir çerçeve oluşturacak şekilde, yukarıda sözü edilen iki farklı ancak ilişkili temel entelektüel çerçeve temelinde incelenmiştir. Oluşturulan çerçeve bağlamında, bağlamsalcılığın hedeflediği ana sorunlardan hareketle temel kavramları yeniden yorumlanmıştır. Bu yorumlamanın bağlamsalcılığın kapsayıcı, genişletilmiş bir yeniden-okuması olduğu, bağlamsalcılığın sınırlı, indirgemeci ve yüzeysel yorumlarının ötesinde mimarlığa ve mimari tasarıma dair bir kapsayıcı dünya görüşü, bir kavrayış ve uygulamaya yönelik bir model sunduğu düşünülmektedir.
The present study is concerned with a body of studies in architecture called Contextualism. As its departure point, the study takes context and Contextualism as these concepts were defined in Collage City and in their conceptualizations between 1960s and 1980s before their transformation. The main aim of the study is to create a survey of Contextualism with reference to two distinct frameworks from the field of art, often referred to as “Contextualism,” “contextualist(ic) criticism” and “aesthetical contextualism.” In the study, architectural contextualism is briefly reviewed from a historical perspective. Following this, the ideas of context and contextualism are examined with reference to aforementioned two intellectual sources to constitute a framework as a basis for the survey. With reference to this framework, departing from the main problems addressed by contextualism, an updated survey of the main notions of contextualism is being made. What is proposed is an inclusive expanded reading of contextualism and beyond the reductionist; by having a superficial understanding of contextualism this interpretation provides us an inclusive worldview, an understanding and an operational model concerning architecture and architectural design.

6.How should the local lighting be designed for a mirror? An investigation on the preference of users
Filiz Açari Erbil, Leyla Dokuzer Öztürk
doi: 10.5505/megaron.2017.77200  Pages 67 - 77 (179 accesses)
Bu çalışmanın amacı, ayna önü aydınlatmasına ilişkin tercih edilen aygıt konumu ve ayna önündeki düşey aydınlık düzeyini deneysel yolla saptamaktır. Bu amaçla bir deney hacminin bir duvarına ayna tespit edilmiş ve aynanın çevresine üç adet doğrusal aydınlatma aygıtı yerleştirilmiştir. Bölgelik aydınlatma için aynanın çevresine yerleştirilen üç aydınlatma aygıtı ve genel aydınlatmayı sağlayan dört sarkıt dolaylı aydınlatma yapan aygıtın kullanımına dayanan yirmi yedi aydınlatma senaryosu oluşturulmuştur. Aydınlatma senaryoları altı aydınlatma düzeni ve 300 lx-2000 lx arasındaki bir dizi düşey aydınlık düzeyine dayanmaktadır. Deneklerin gerek konutlarındaki ayna önü aydınlatması koşullarını saptamak gerekse deney hacminde oluşturulan çeşitli aydınlatma senaryolarına ilişkin izlenimlerini ve tercihlerini belirlemek üzere anketler yapılmıştır. Anket çalışması sonuçları tercih edilen düşey aydınlık düzeyi, kamaşmadan etkilenme ve oluşan gölgeler açısından değerlendirilerek ayna önü aydınlatma tasarımında yol gösterici veriler sunulmuştur.
The aim of this study is to investigate the preferred vertical illuminance in front of a mirror and luminaire placements for mirrors through experiments. For this purpose, a mirror was fixed on a wall of a mock-up room and three linear luminaires were placed around the mirror. Six lighting arrangements were designed using three luminaires around the mirror for local lighting and four indirect luminaires for general lighting in the room. Lighting scenarios were based on six different lighting arrangements and a range of vertical illuminances between 300 lx and 2000 lx. Surveys were conducted on the mirror lighting conditions in the homes of the participants as well as their impressions and preferences in terms of various lighting scenarios provided in the mock-up room. Findings obtained by means of the survey have been evaluated in terms of preferred vertical illuminance, emerging shadows and affected glare. Consequently, guiding criteria for mirror lighting were introduced.

7.Spatial Games: A Learning Experience From Multiple Intelligence Theory to Lefebvre's Triangular Space Dialect, in Architectural Design Education
Pınar Meliha Sağıroğlu
doi: 10.5505/megaron.2016.76768  Pages 78 - 86 (211 accesses)
Türkiye’de orta öğretim sistemi, disiplini ve öğretileriyle büyüyen meslek öğrenimi adayları, mimarlık eğitimi sistemine geçişte zorlanmakta ve bir takım adaptasyon problemleri yaşamaktadırlar. Bunun sebebi, orta öğretim döneminde öğretilen dersler ile mimari tasarım eğitiminin farklı düşünme becerileri gerektirmesinden kaynaklanmaktadır. Gardner’ın oluşturduğu “Çoklu Zeka Kuramı”, bu farklı düşünme becerilerinin beynin farklı bölümleri tarafından gerçekleştirildiğini ortaya çıkarmıştır. Mekan Oyunları, Türk Eğitim Sistemi’nin mantıksal – matematiksel zeka tabanına dayalı “Orta Öğretim” aşamasından sonra, üç boyutlu algılama, düşünme ve tasarım becerilerinin geliştirildiği uzamsal-spatial zeka kullanımına geçişte kolaylık sağlayabilecek bir zihin pratiğidir. Oyun, temelde mekanın fiziksel gerçekliklerinin (yükseklik, büyüklük, aydınlık, sıcaklık vb.) tahmini matematiksel formüllerle ifade edilmesini amaçlarken aynı zamanda birbirinden farklı mekanlar arasında da matematiksel bir oran ilişkisi kurarak bu fiziksel gerçekliklerin algılanmasını kolaylaştırmaktadır. Kurgusal olarak, Armstrong’un bir zekadan diğerine geçiş için önerdiği süreç paralelliğinde “tanımlama deneyimleme ve sorgulama” aşamalarından oluşmakta ve Lefebvre’nin mekanı Algılanan, Tasarlanan ve Yaşanılan olarak tanımladığı Spatial Triad ile ilişkilendirilmektedir. Çalışma bu zihin pratiği kurgusunun öğrenciler ile deneyimlenmesi ve değerlendirmenin yapılması ile sonuçlanmaktadır.
Students who are trying to adapt themselves to architectural design education are having some problems because they are used to the Turkish secondary education system’s doctrines and discipline. The reason for these problems is that different mental skills are needed for the architectural design education and the secondary education system. Multiple Intelligence Theory as conceived by Howard Gardner states that different mental skills actualize in different parts of the brain. “Spatial Games” is an intelligence practice, which encourages young minds to understand and define space. The game connects Logical–Mathematical intelligence and Visual–Spatial intelligence. This study handles space as a summation of physical realities (such as height, size, light, and heat) which are not measured but predicted during the game. Players relate spaces through proportional relationship. This helps players to perceive these physical properties of spaces and is fictitiously based on the process of “predicting, designing, and examining,” which is parallel to the course that Armstrong offered to facilitate by passing on from one intelligence to other. As a result, there is a connection to this formation to Spatial Triad of Lefebre, which is formed from “predicted, designed, and lived space.” The conclusion of this study also shares experiments and surveys of the game, played with students.

8.Socio-Economic Differentiation And Spatial Segregation: Analysis Of Bursa Metropolitan Area
Esra Mutlu, Çiğdem Varol
doi: 10.5505/megaron.2016.04695  Pages 87 - 105 (289 accesses)
Kentsel mekanlarda doğal ve toplumsal kaynakların eşit şekilde dağılmadığı, bu eşitsiz dağılımın dengeli olmayan bir gelişmeye ve kentsel mekanda sosyo-ekonomik farklılıkların ortaya çıkmasına sebep olduğu görülmektedir. Sosyo-ekonomik özelliklerin çeşitlendiği kentlerde; toplumsal statü, mesleki ve kültürel özellikler, yaşam biçimi, gelir, akrabalık, hemşerilik gibi dinamikler, nüfusun kentsel alanda farklı bölgelerde yer seçmesine yol açmakta ve bu sosyo-ekonomik farklılıklar mekanı şekillendirmektedir. Bu çalışmanın amacı, Bursa kentinde yaşayan nüfusun sosyo-ekonomik özelliklerinin mekanı nasıl şekillendirdiği ve bunun kentsel mekanda nasıl bir farklılaşma yarattığının incelenmesidir. Kentin sosyo-ekonomik ve mekânsal yapısındaki farklılaşmayı ortaya koyabilmek için 2000 ve 2010 TÜİK nüfus verilerinden ve 2013 yılında Bursa metropoliten alanı içerisindeki mahallelerde uygulanan geniş kapsamlı hanehalkı anket çalışmasından yararlanılmıştır. Yapılan çalışmada, mahalle ölçeğinde sosyo-ekonomik yapının değişimi ortaya konulmakta; anket çalışmasından elde edilen verilerle; sosyo-ekonomik ve mekansal yapının farklılaşmasında, hangi değişkenlerin hangi mahallelerde etkili olduğu analiz edilmekte ve değişkenler arasındaki ilişki ki-kare ve temel bileşenler analizleri ile irdelenmektedir.
Natural and social resources are not evenly distributed in urban areas, which cause an unbalanced development and a differentiated socio-economic structure in the urban space. In cities, where socio-economic characteristics differentiate; social status, occupational and cultural characteristics, lifestyles, income level, relative and citizenry relations cause the location of the inhabitants in different areas of the urban space and these socio-economic differences shape the space. The aim of this study is to analyse how socio-economic characteristics of the inhabitants of Bursa shape the space and what kind of differentiation these characteristics create in the urban space. In order to find out the differentiation of socio-economic and spatial structure of the city, 2000 and 2010 population data of TÜİK and a detailed household questionnaire applied in the different neighbourhoods of Bursa metropolitan area in 2013 have been used. By the data gathered from the questionnaire survey, the changes in the socio-economic structures of neighbourhoods are revealed and by using chi square and principal component analysis, which of the socioeconomic variables are effective on the differentiation of the spatial structure in different neighbourhoods and the relation among these variables are evaluated.

9.Building Decisions in Urban Conservation Plans – Giresun Example
Ceyhan Yücel
doi: 10.5505/megaron.2016.22448  Pages 106 - 119 (323 accesses)
Koruma amaçlı imar planlarında yapılaşma kararları, başarılı bir koruma pratiği gerçekleştirilmesinde öncelikli konulardandır. Bütüncül ve kapsayıcı bir koruma politikası ve bu politikaya bağlı olarak alınmış planlama kararlarının önceliği yanında, korunmaya konu mekânın özgün/otantik niteliklerin yaşatılmasında yapılaşmaya yönelik kararlar doğrudan etkilidir. Korunacak kentsel alanlarda yapılaşmaya yönelik kararlarda başlıca üç yapı kategorisi ortaya çıkmaktadır: Kültür varlığı olarak tescilli yapılar, dokuda içinde yer alan ancak tescile konu olmayan mevcut yapılar ve doku içinde yeni yapılacak yapılar. Koruma mevzuatımız tescilli kültür varlıklarına ilişkin uygulama, izleme ve denetleme mekanizmasını oluşturmuş durumdadır; ancak tescil dışı olan taşınmazlarda ya da yeni yapılacak yapılarda bu mekanizma oldukça kısıtlıdır. Bu açıdan, koruma amaçlı imar planlarında yapılaşmaya yönelik kararlar, doku karakterinin doğru bir şekilde korunması ve dokunun otantik niteliklerinin sürdürülebilmesi için başlıca araçlar haline gelmektedir. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına tarihlenen yapılardan oluşan Giresun geleneksel kent dokusu üzerinde kentleşmenin yarattığı tehditler, zaman içerisinde eski ve yeni doku arasında bütünleşme sorunları yaratmıştır. Geleneksel binaların tescilinin eksik yapılmış olması, yeni yapılacak binalar için gerekli yapılaşma koşullarının ve kısıtlamaların yetersizliği, bütüncül bir planlama politikasının eksikliği ve geleneksel doku içerisinde ve çevresinde dokuya aykırı yeni yapılaşma örnekleri, Giresun kentsel koruma alanlarında ortaya çıkan başlıca sorunlardır. Buradan hareketle, Giresun Kentsel Sit Alanı ve Koruma Alanları için hazırlanan Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı’nda yapılaşmaya yönelik belirlenmiş ilke ve kararların paylaşılması ve tartışılması amacıyla bu çalışma hazırlanmıştır.
The decisions about the built environment and the building codes in urban conservation plans have a critical role for a true conservation practice. Besides the necessity of planning decisions that are formed according to a holistic conservation policy, the building regulations and codes have direct effects in sustaining the characteristic and authentic features of the built environment. In urban conservation areas, buildings can be categorized in three groups: cultural assets that are already registered as heritage sites, existing buildings that do not present heritage value and proposed buildings that do not exist currently. The conservation law in Turkey provides a specific mechanism for monitoring and controlling registered heritage sites; however, this mechanism is quite limited for unregistered or new buildings in urban conservation areas. Therefore, within urban conservation plans, the decisions about the unregistered or new buildings become a primary challenge for the protection of authentic physical features in urban areas. Urbanization over the traditional urban area of Giresun dating to the late 19th and early 20th centuries has created obvious integration problems between new and old sites. The limited registration for traditional buildings, the insufficiency in codes and limitations for new buildings, the lack of a holistic planning policy, and the existence of unharmonious new buildings within and around the urban conservation area are the current problems in Giresun. These problems have been mainly caused by the building decisions of former urban conservation plans. This paper aims to share and argue the principles and decisions of the Revision Plan of Giresun Urban Conservation Area.

10.Value chain analysis of Oltu Stone
Süleyman Toy, Emine Bilgen Eymirli, Güvenç Gürbüz
doi: 10.5505/megaron.2016.58672  Pages 120 - 129 (222 accesses)
Oltu taşı ulusal ve uluslararası süs taşı sektöründe tanınan ve dünyada sadece Türkiye’de çıkarılan yarı-değerli, işlenebilir-parlatılabilir bir taştır. Tarih boyunca Anadolu’da kullanılan ve yöreye özgü önemli bir ekonomik uğraş olan taşın ticareti XVIII. yüzyıl sonlarında başlamış ve Cumhuriyet döneminde gelişme göstermiştir. İklim şartları ve coğrafi özellikler nedeniyle tarım dışında ekonomik faaliyetlerin (sanayi ve turizm gibi) yeterli olmadığı bölgede Oltu taşının sektör olarak gelişmesi sosyoekonomik kalkınma açısından önemlidir. Oltu taşı işlemeciliği yüzyıllardır yöre insanı tarafından ilkel ve basit yöntemlerle ve yetersiz altyapı imkanlarıyla tek kişilik atölyelerde yürütülmektedir. Tamamen el ustalığı ile üretilen Oltu taşı ürünlerin geleneksel üretim yöntemleri ve satış stratejileri ile ulusal pazarda rekabet edebilirliği azalmakta ve gelir getirici özelliği kalmamaktadır. Bu durum sektörde çalışan insan işgücünün hızla azalmasına neden olmaktadır. Oltu taşı ürünlerin ulusal pazardan pay alması ve sektörde çalışan işgücünün devamlılığının sağlanmasına yönelik olarak ürün farklılaştırma ve yeniden konumlandırma stratejilerinin uygulanması pek çok çalışmada önerilmektedir. Bu çalışma ile Oltu taşı sektöründe hammadde temininden satış sonrası hizmete kadar tüm değer faaliyetlerinin ve faaliyetler arasındaki ilişkilerin ortaya konulması, her bir faaliyet için sorunların analiz edilmesi ve değer oluşturmak için gerekli stratejilerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Oltu stone is a semiprecious and well known gemstone, which is mined only in the Oltu district in Erzurum, Turkey. It is popular all over the world. Its easiness to engrave and polish enabled it to be used in jewelry in Anatolia throughout history. Processing and trade in Oltu stone began in the late 18th century and developed rapidly in the Turkish Republic period. In addition to being a unique item of value in the province, Oltu stone provides local people an important economic activity opportunity. Development of an economic sector based on this stone is important for the locals in the region where agricultural activities are limited due to harsh climatic characteristics and geographical features and industrial and tourism investments are insufficient. The processing of Oltu stone has been conducted by locals for centuries using traditional and simple methods in primitive workshops. The competitiveness of Oltu stone products produced with traditional methods has gradually decreased because of weak marketing strategies; so, the people living in the Oltu sector have difficulty in earning money. Such an unfavorable condition causes a decrease in the workforce in the Oltu sector. Product diversification and relocation of the stone are suggested ways for Oltu stone to get a greater share from the national market and allow the workforce to continue working in the sector. The present study seeks to analyze the chain of activities ranging from mining the stone to the services needed after selling products and relationship between the activities and the strategies required for the analysis of problems for each activity.

11.Cultural Determinants Within the Design Set Up of Kindergarten and Preschool Interiors: Assessment of Four Typologies in Terms of Their Spatial Formation
Meryem Yalçın, Ayşe Müge Bozdayı, Mehmet Hakan Ertek
doi: 10.5505/megaron.2017.49469  Pages 130 - 144 (155 accesses)
Anaokullarının mekansal oluşumu,çocuğun,değişen fiziksel çevre koşullarına bağlı olarak gelişen karmaşık ve dinamik bir etkileşim sürecidir. Farklı kültürel koşullar, ilişkiler ve parametreler bu mekanlarda pedagojik, psikolojik ve biyolojik gereksinimleri doğurmaktadır. Bu çalışmanın amacı çocukların ev dışında en çok vakit geçirdiği ana okullarının mekan oluşumunda etkili olan kültürel parametrelerin, boyut ve bağlamını ortaya koymaktır. Literatür taraması, mülakat ve istatistiksel araştırma sonucunda elde edilen verilere göre; Eğitim Modeli, Socio-Ekonomik koşullar, Yetişkin ölçütü, Çocuk-Eğitim-Ebeveyn İlişkileri ve Konum Kültür ile ilişkilidir. Bu kavramsal İlişkiler çalışmanın gövdesini oluşturmaktadır. Yukarıda belirtilen unsurlarla ilişkili olarak Ankara Çankaya ve Çayyolu semtlerinde yer alan anaokullarında anket çalışması yapılmıştır. Anketler, bahsi geçen bölgede 15 Anaokulunda 200 katılımcıya uygulanmıştır. Anaokulları Montessori eğitim modeli uygulayan, İngilizce eğitim veren, fiziksel şartları ile öne çıkan ve bir markanın zinciri olmak üzere sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, yapılan farklı sınıflandırmalara bağlı olarak, değişen kültürel parametrelerin Anaokullarının mekansal oluşumunda direk ve dolaylı etkisi bulunmaktadır.
The dynamic and complex nature of children’s sense of physical environment (Lim, Barton, 2010) with respect to the location of the space concerning cultural conditions, relations, and parameters direct design criteria to meet pedagogic, physiologic, and biological needs and requirements of the children in the preschool interiors. This enquiry has grown out of the desire to examine the parameters, cultural aspects, dimensions, or contexts affecting the built environment in the preschool interiors where children spend most of their time out of their home. Conceptual components affecting the interior space of pre-school education centers are identified and based on literature review, interviews, surveys, observational data, and statistical concepts such as education models, socio-economic conditions, appreciation of adults, child–teacher–parent relations, and location related to culture. These contextual connections and relations with the interior environment shaped the body of the study. Based on the above-mentioned items, a research questionnaire was used in centers located in the Çankaya and Çayyolu regions of Ankara. Subjects were randomly selected from among the parents of these preschools’ students. Accordingly, the research questionnaire was directed to a total of 200 respondents from 15 pre-school centers; these preschool education centers are the ones applying the Montessori education model, providing education in English and highlighting features like physical space comfort, etc. Those centers have maintained their corporate identity thanks to the above-counted features. Consequently, data has shown that the education model, socio-economic conditions, appreciation of adults, child–teacher–parent relations, and location have an indirect and direct bearing on parent perception of the preschool centers which affects the centers’ formation of Interior spatial design.

12.Passive Fire Protection On The Immovable Cultural Property To Be Protected; Case of İstanbul
Oğuz Ceylan, Ümit Arpacıoğlu
doi: 10.5505/megaron.2017.73645  Pages 145 - 156 (230 accesses)
Yangınlar yaşadığımız kentlerin gelişimlerinde önemli rol oynamışlardır. Özellikle çevresel ölçekte gelişen bu yangınların maddi, manevi etkileri sonucunda, önleme girişimlerinin de geliştiği görülmektedir. İstanbul kenti tarihi gelişim süreci içerisinde sıklıkla meydana gelen ve yayılarak geniş alanlarda etkili olan, önemli boyutlarda can ve mal kaybına yol açan yangınlara maruz kalmıştır. Yangınlar, özellikle bitişik düzende ve ahşap malzeme ağırlıklı bir yapılaşmanın görüldüğü Osmanlı kentlerinde çevresel ölçekte yaygınlık kazanarak önemli boyutlarda maddi ve manevi kayıplara yol açmış ve tarihi gelişim süreci içerisinde yönetim tarafından bu felaketin önlenebilmesine yönelik tedbirler (nizamnameler) alınmaya çalışılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun geç dönemlerinde yönetim tarafından yayınlanarak yürürlüğe konulan imar yönetmeliklerinin yangınların önlenmesine yönelik maddelerinin edilgen yangın korunumu detay çözümlemeleri açısından incelenmesi, söz konusu detayların korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının mimari oluşumunda rol oynadığını ortaya koymuştur. Çalışmada daha önceden hazırlanmış ve yayınlanmış olan Katalog çalışmalarından da yararlanılmıştır. Yapı ve çevre ölçeğinde olmak üzere değerlendirilen bu etkiler detay bazında ortaya konularak, mimari oluşumdaki rolleri ölçütler eşliğinde açıklanmaya çalışılmıştır. Tüm bu detay çözümlemeleri bir dönemin izleridir ve onarım çalışmalarında özellikle korunmaları gereklidir. Çalışma İstanbul’un çevrsel etkiye sahip yangınlarını incelemekte, Dünya’da öncü sayılabilecek edilgen yangın önlemlerini sistematik biçimde incelemektedir. Büylece korunması gerekli kültür varlıklarının restorasyon ve yenilenme aşamalarında ilgili dönemler ile ilişkili bilgi dağarcığının oluşmasını amaçlamaktadır.
Fires had an important effect on the evolution of the cities. After wide-scale fires, the precautionary effort progressed because of the financial and emotional damage done to the cities and residents. The historical progress of İstanbul has been frequently exposed wide-spreading fires which also caused significant losses of life and property. Fires, which are particularly influenced Ottoman towns, contain attached and usually wooden housing. When building the city, fire safety regulations came into force in the final period of the Ottoman Empire, and solutions for passive fire protection were examined. Questions arose about the immovable cultural property to be protected. This study benefits from previously prepared and published index studies. These effects, which were reviewed only at a surrounding and building scale, and revealed in detail the base and aimed to explain their roles in architectural formation based on the defined criteria. All these detailed solutions are marks of an era and they need to be protected during repair work. This study systematically examines İstanbul’s wide-scaled fires and innovative passive fire protection strategies. The study aims to create knowledge about the relevant eras during restoration and renewal stages of immovable cultural property, to be protected.

13.The management of the Gaziantep historical water system in Ottoman period
Meltem Uçar
doi: 10.5505/megaron.2016.93898  Pages 157 - 169 (253 accesses)
Gaziantep’te tarihi kent dokusunun tamamına yayılmış bir su yolu ağı bulunmaktadır. Yer altında kazılmış livas adı verilen tünellerle şehir dışındaki kaynaktan şehre taşınan su, şehir içinde su yolu ağı oluşturarak halkın kullanımına açık birçok cami, han, hamam, medrese, kastel ve çeşme yapılarına su sağlamaktadır; ayrıca özel kullanımdaki evlerin kuyuları da bu sistemden su almaktadır. Bütüncül tasarlanmamış ve zaman içinde eklenerek büyümüş olmakla birlikte bütüncül işleyen ve bütün kenti ve su hattındaki yerleşimleri ilgilendiren bir su yolları ağı oluşmuştur. Bütün kullanıcıları ilgilendiren bir sistem olması ve yaşamın temel gereklerinden biri olan su ile ilgili olması nedeni ile suyun dağılımı ve kullanımı ile ilgili birtakım kurallar oluşmuştur. Bu kurallar kentlerin fiziki oluşumunu ve tarihi gelişimini çözümlemeye yardımcı veriler sunmaktadır.Bu çalışmanın amacı vakfiyeler ve şer’iye sicilleri ışığında Osmanlı döneminde Gaziantep’te, kullanım hakları, kuralları ve bakımını içeren su yönetim sistemini ortaya çıkartmak ve Gaziantep tarihi su sisteminin gelişimini su kullanım hakları ve kuralları üzerinden değerlendirmektir. Bu çalışma ile Osmanlı dönemi su yönetiminin bölgesel özelliklerinin belirlenmesine katkı sağlamak hedeflenmektedir. Birinci bölümde Osmanlı dönemi idari yapılanması içinde su kullanımı ile ilgili genel yaklaşımlar, kurallar ve örgütlenme biçimi anlatılmaktadır. ikinci bölümde Gaziantep tarihi su sistemi hakkında bilgi verilirken üçüncü bölümde vakfiyeler ve şer’iye kayıtlarındaki su yolları ve su kullanımı ile ilgili konular su sistemini anlamaya yönelik değerlendirmelerle aktarılmaktadır. Son bölümde ise Gaziantep’te Osmanlı döneminde geçerli olmuş olan su kurallarının tarihi su sisteminin oluşumu ve gelişimine etkileri ve kent tarihini çözümlemeye katkıları değerlendirilmektedir.
There exist a historical water tunnel network speared all through the historical urban area of Gaziantep. An underground tunnel, referred to as the livas, brings water from outside of the city and serves many public spaces like mosques, khans, baths, madrasahs and fountains as well as the wells of the privately owned houses. Although the water carriage system isn’t designed by an holistic approach and developed by additions throughout the history, the system works as a whole and concerns all users. By being a system that concerns all users and by being in concern of one of the fundamental needs of mankind; water, some rules are settled for the usage of the water. These rules includes information on the physical and historical background of the city. The aim of this study is to clarify the management model of historical water system through şer’iye registers and charter of wakfs. It is also targeted to contribute to the studies to clarify the characteristics of regional water management systems in Ottoman period and evaluate the development of historical water structure of Gaziantep through water usage rules and rights. In the first part of the paper, the general system and rules of water usage in Ottoman period is described. The second part presents the historical water system in Gaziantep, followed in the third part by presenting the subjects related to water system in şer’iye registers and charter of wakfs with evaluations for understanding the characteristics of water system. The last part evaluates the effects of Ottoman Period water usage rules on the formation and development of water system in Gaziantep and contributions to analyze the historical background of the city.



© 2017 Yıldız Teknik Üniversitesİ Mimarlık Fakültesİ



LookUs & Online Makale